© 2017 Aysetolgaiyiyasam.com - Tüm Hakları Saklıdır.

2019’un Oscar’a aday olamamış en iyi 10 performansı

Oscar adaylığına giden yolda iyi bir performans sergilemekten çok daha fazlası gerekmektedir. Oscar adaylığı kazanmak için film stüdyolarının kampanyaları ile film endüstrisinde oy verenlerin bunu gerçekten istemeleri gerekmektedir. Ayrıca bazı film ve performans türleri de adaylık görüşmelerinde dışarıda bırakılabilmektedir. Genelde az bilinen oyuncuların bu yarışa girmesi zor olduğu gibi çoğunlukla aktörleri zorlayan rollerden ziyade alışıldık roller ile Oscar’a aday gösterilmek mümkün oluyor.

Tüm bu nedenlerden dolayı her yıl filmlerde sergilenen gayet iyi performansların Oscar’a aday gösterilmediğini görüyoruz. Geçtiğimiz yıl da oldukça yetenekli oyuncular muhteşem performanslara imza atmış olsalar da bu oyuncular Oscar’a aday gösterilmediler. 2019’un en iyi ancak Oscar’a aday gösterilmeyen performanslarını listemizde bulabilirsiniz.

Valeria Pachner, A Hidden Life (IMDb puanı: 7.6)

Terrence Malick’in son savaş filmi oldukça başarılı olsa da 3 saatlik süresi, yavaş temposu ve sanat filmi tarzı ile Oscar ödüllerinde hiçbir dalda aday gösterilmedi. Oscar ödüllerinde aday gösterilmemesine neden olan bu özelliklerin sonucu olarak filmde gösterilen mükemmel oyunculuklar da göz ardı edilmiş oldu. Filmde Nazi karşıtı olan Franz Jagerstatter’ı canlandıran August Diehls’in olağanüstü performansından övgülerle bahsedilmiş olsa da karısı rolünü oynayan Valerie Pachner’in hakkının verildiği söylenemez.

Malick’in filmi şehitliğin doğasını ve inandıkları uğruna insanların neleri gözden çıkarabileceğini sorgularken Pachner, terk edilmenin ve dışlanmanın ne demek olduğunu çok başarılı bir şekilde canlandırıyor. Franz’ın ruhunu kaybetmemek için çabalamasını izlerken seyirciler olarak neleri geride bırakabildiğini ve karısı Franziska yalnız kaldığında kocası hain olarak görülen bir kadının normal bir hayata sahip olamayacağını görebiliyoruz. Masumiyet ve aşkın özünü yakalayabilen filmde Pachner’ın baş döndürücülüğüne karşın Oscar’a ödül gösterilmemesi oldukça üzücü oldu

Julianne Moore, Gloria Bell (IMDb puanı: 6.3)

Film yapımcısı Sebastian Lelio, 2013 yapımı Gloria filmini 2019 yılında İngilizce olarak tekrar çekti. Filmin yeni çekiminin baş rolünde ise olağanüstü bir performans sergileyen Julianne Moore yer aldı. Moore, eski kocasıyla ve çocuklarıyla birlikte yeni erkek arkadaşı Arnold ile etkileşim kurmaya çalışan orta yaşlardaki yalnız bir anneyi canlandırıyor. Moore’un yıllardır en güçlü performansı ile Oscar’a aday gösterilmemesi ise oldukça kötü oldu.

Moore, filmde gerçekliği ucuz komediye kurban etmezken izleyicinin karakterle bağ kurmasını sağlayabilen eğlenceli duygular yaşamasını sağlıyor. Moore bu film ile ilişkiler kurulurken ya da dağılırken yaşanan karmaşık duyguları mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Bu güzel film ayrıca dansa da ağırlık veriyor ve Moore’un özgürlük ve heyecanı yansıtmasında rol oynuyor.

Chris Evans, Knives Out (IMDb puanı: 8)

Bazen pek çok iyi performans arasında birini seçmek zor olduğu için Oscar tarafından bazı iyi performanslar göz ardı edilebiliyor. Bunun gibi bir durum Knives Out filmi için geçerli.

Daniel Craig, Ana de Armas ve diğer pek çok iyi oyuncunun yer aldığı filmde Chris Evans’ın performansını görünce En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında aday gösterilmesi gerektiğini düşünebilirsiniz. Evans, herkes tarafından Kaptan Amerika rolü ile biliniyor olsa da Knives Out ile çok daha farklı bir karakter çizmeyi başarıyor. Filmde canlandırdığı karakter Ramson, ailesini utandırmaktan zevk alan ve izleyicilerin nefret edeceği bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ancak Evans’ın bu rolü karikatürize etmekten daha fazlasını yapıyor ve son sahneye kadar karakterin motivasyonlarını saklamasını iyi bir şekilde canlandırıyor. Evans bu performansı ile Oscar’a aday gösterilememiş olsa da Oscar’da bu tarz performansların daha fazla aday gösterilmesi gerekiyor.

Matthew Rhys, A Beautiful Day in the Neighborhood (IMDb puanı: 7.5)

Tom Hanks’in de yer aldığı ve Fred Rogers rolü ile Oscar’da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığı aldığı bu filmde, aslında olaylar Matthew Rhys tarafından canlandırılan Lloyd Vogel karakteri etrafında dönüyor. Filmde Rogers ile röportaj yapması için görevlendirilen Vogel’a Rogers pek çok sorununu çözmesinde yardımcı oluyor ve film, ebeveynlik ve affetme temaları etrafında şekilleniyor. Babasını, kendisini terk ettiği için affetmekte zorlanan Vogel’ı izlerken kendi çocuğunu yetiştirirken artan panik haline şahit oluyoruz.

Film ile ilgili yapılan eleştiriler genelde Hanks’in performansı ile ilgili olsa da Rhys’ın oyunculuğunu da üstündeki duygusal yük ve kararları ile başa çıkmadaki zorluğunu yansıtması ile takdir etmek gerekiyor. Filmde Vogel, mükemmel bir insan olmasa da Fred Rogers’ın öğrettikleri ile olgunlaşmaya başlıyor. Muhteşem performansı ile Tom Hanks Oscar’a aday gösterildi ancak Hanks ile birlikte Vogel’ın da aday gösterildiğini görmek iyi olurdu.

Paul Walter Hauser, Richard Jewell (IMDb puanı: 7.5)

Clint Eastwood’un yönetmenliğini yaptığı Richard Jewell filmi, son yıllarda Eastwood’un ortaya çıkardığı en iyi iş olarak karşımıza çıkıyor. Paul Walter Hauser’ın başrolünde olduğu filmde Atlanta’da düzenlenen 1996 Yaz Olimpiyatları’nda Hauser’ın canlandırdığı güvenlik görevlisi olan karakterinin haksız yere suçlandığını görüyoruz.  I, Tonya ve BlacKkKlansman filminde de iyi bir performans gösteren Hauser, bu film ile hükümet ve medya tarafından kullanılan bir adamın üzücü hikayesini izliyoruz.

Richard Jewell karakteri, tek isteği kolluk kuvvetlerinde yer almak olan ve tehlikeli bir olayı durdurarak insanları kurtaran ancak buna rağmen bu suçu işlediği düşünülen bir adamı canlandırıyor. Jewell, herkes için kolay bir hedeftir ve otoriteler ona saygı duymamaktadır. Hauser’ın canlandırdığı Jewell ile hayalleri elinden alınan bir adamı izlerken üzülmemek elde değil. 2019’da pek çok iyi performans sergilenmiş olsa da Hauser’in bu filmdeki rolü ile Oscar’a aday gösterilmemesi oldukça üzücü oldu.

Penelope Cruz, Pain & Glory (IMDb puanı: 7.6)

Pedro Almodovar’ın son başyapıtı Pain & Glory, Cannes Film Festivali’nde tanıtıldığından beri Antonio Banderas’ın filmde canlandırdığı film yapımcısı Salvador Mallo ile kariyerindeki en iyi performansını ortaya koyduğu konuşuluyor. Ancak filmde Mallo’nun annesi Jacinta’yı başarılı bir şekilde canlandıran Penelope Cruz’u da unutmamak gerekir. Cruz’un canlandırdığı anne karakterinin Mallo’nun hayatına etki edişini, filmde seyirciyi geçmişe götüren sahnelerde tanık oluyoruz.

Pain & Glory’de anıların öznel doğasına tanık olurken Mallo’nun çocukluk tecrübelerini yaratıcılığının ilhamı olarak kullandığını görüyoruz. Mallo’nun annesini hatırladığı versiyonunu yansıtmada Cruz oldukça başarılı olmuş. Penelope Cruz her ne kadar bu filmdeki rolü ile Oscar’da aday gösterilmemiş olsa da 2019’un en başarılı performanslarından birini sergilemiş oldu.

Noah Jupe, Honey Boy (IMDb puanı: 7.4)

Honey Boy filminin merkezinde Noah Jupe’un canlandırdığı çok başarılı bir şekilde canlandırdığı çocuk karakter yer alıyor. Jupe, Shia Labeouf’un kendi hayat hikayesini anlattığı bu filmde ünlü aktörün çocukluğunu canlandırıyor. Labeouf ise filmde kendi babasını oynuyor. Labeouf bu film ile övgüler almış olsa da Jupe da en az Labeouf kadar etkileyici bir performans sergiliyor.

Jupe, kendi hislerini dile getirememe ve genç bir aktör olarak çatışma içindeki ebeveynleri ile babasının onu dinlememesini çok başarılı bir şekilde canlandırıyor ve zor bir rolün üstesinden gelmeyi başarıyor. Çocuk performanslarını nadiren aday gösteren Akademi Ödülleri, Jupe için de ayrıcalık yapmadı ve ne yazık ki Jupe’un adaylığını göremedik.

Taylor Russell, Waves (IMDb puanı: 7.7)

Kırılgan bir ailenin dinamiklerini güçlü bir şekilde ele alan film, baba ve oğul arasındaki ilişki ile başlıyor. Her ne kadar film bu şekilde başlasa da aile içinde ihmal edilmiş kız çocuğunu canlandıran Taylor Russell, göz önünde olmayan rolüne rağmen filmin ilk yarısında müthiş bir performans sergiliyor. Film tepe noktasına ulaştığında Russell, filmin başrolünde yer almaya başlıyor ve affetme ve iyileşme gibi süreçler üzerine yoğunlaşıyor.

Kısıtlanmış duyguları göstermekte başarılı bir iş yapan Russell, duygularına önem vermeyen bir çevrede büyüyor ve ailesi ve yeni erkek arkadaşı ile iletişim kurmanın yollarını ararken duygusal deneyimler yaşıyor. Erkek arkadaş rolünde olan Lucas Hedges ile Russell’ın yer aldığı sahneler hüzünlü olsa da Russell, erkek arkadaşına ailesiyle olan ilişkisinde yardımcı olmaya çalışıyor ve bu sayede kendi ailesiyle de tekrar iletişim kurmayı öğreniyor. Gösterdiği muhteşem performansa rağmen maalesef Taylor Russell da Oscar’a aday gösterilmedi.

Brad Pitt, Ad Astra (IMDb puanı: 6.6)

Brad Pitt sinema dünyasının en ünlü yüzlerinden biri olduğu gibi değişken karakterleri de başarıyla canlandırmış bir oyuncu. Once Upon A Time in Hollywood filmi ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne aday gösterilmiş olsa da Pitt, James Gray’in uzay hikayesi Ad Astra ile de Oscar’a aday olmayı hak ediyordu. Pitt’in Roy McBride karakterinde babasını bulmak için derin uzaya yollanan bir astronotu izliyoruz.

McBride, karakter olarak hislerine karşı duyarsızlaşmış ve önceki gibi uzay yolculuklarına ilgi duymayan bir astronot iken Pitt, bu karakter ile baba oğul arasındaki çatışmayı çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Çoğu sahnede tek başına yer alan Pitt, sergilediği muhteşem performansı ile Oscar’a aday gösterilmeyi hak etse de Akademi Ödülleri’nde bilim kurgu filmlerine pek fazla yer verilmiyor.

Florence Pugh, Midsommar (IMDb puanı: 7.2)

Florence Pugh, 2019’un parlayan yıldızlarından biri oldu. Fighting With My Family ve Little Women filmlerinde öne çıkan performansları ile övgüler alan Pugh, Ari Aster’in korku filmi Midsommar’da da ortaya başarılı bir iş çıkardı. Filmde travmatik bir aile trajedisi ile uğraşan Dani, erkek arkadaşı ile sevgiden yoksun bir ilişki içerisindedir. Filmde Pugh’un İsveç’te bir pagan ayinine katılması konu alınır.

Aster’in yönetmenliğini yaptığı film her ne kadar rahatsız edici noktalar bulundursa da bir yandan da eğlenceli olduğu söylenebilir. Pagan ayinindeki ritüeller gittikçe aşırı bir hal aldıkça Dani’nin bulunduğu topluluk içinde beyni yıkanmaya başlar. Pugh, Dani karakterinin bu değişimini oldukça başarılı bir şekilde yansıtıyor. Ancak Oscar ödüllerinde korku filmlerine karşı bir önyargı olduğunu düşünülünce Pugh’un bu rolü ile aday gösterilmemesine şaşırmamak gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir