Bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendiririz?

Herkese merhaba! Virüsler, hastalıklar derken hepimizi bağışıklığı koruma telaşı aldı. Bu yazıda, Doktor Sevgi Ekiyor ile birlikte bağışıklığı korumanın medikal yollarından bahsedeceğiz. Hadi başlayalım!

Medikal Yöntemlerle Bağışıklığı Güçlendirme

Bağışıklık, bağışıklık diyoruz ama, benim bildiğim eczaneye gidip, vitaminler alıp, bolca portakal yemektir. Ancak, biliyoruz ki bütünsel sağlık dediğimizde bunun daha da üstü ve medikal dediğimiz doktorların yaptığı uygulamalar var. Nedir bunlar?

Hem bütünsel hem bireysel sağlık diye özetlemek gerekiyor. Evet, hepimiz C vitamini desteği kullanmalıyız, koenzim q10 kullanmalıyız belki ama kişinin o anki dinamiğinde belki başka bir şeye ihtiyacı olabiliyor.

Genel geçer olarak, herkesin yaptırabileceği bazı medikal uygulamalar var. Bunu insanlar çok fazla bilmiyorlar. Peki, nedir bu kürler? Glutatyon tedavisi ve ozon tedavisi, şuanda dünyada en çok faydalanılan alternatif tıp tedavilerinden ikisi. Glutatyonu ve ozonu damar yolundan verebiliyorsunuz.

Bazen, insanlar hastalandığında doktora giderler ve şunu söylerler; “Şok serumu istiyorum!”. O aslında ne istiyor biliyor musunuz? O rahatsızlığına karşılık gelecek olan vitamini, ağrı kesici ya da ihtiyacı neyse onu kokteyl şeklinde almak. Bir de, hem rahatsızlığın çabuk iyileşeceği hem de önümüzdeki günlerde tekrar rahatsız olmaması açısından bazı vitaminlerin de o seruma eklenmesi anlamına geliyor.

Böyle olduğunda, kişiler hem daha hızlı toparlanıyorlar hem de ilerleyen günlerde daha az rahatsızlanmış oluyorlar. Bu tarz tedavilerin, koruyucu hekimlik tedavisi olarak düşünülmesi gerekiyor ve herkese yapılabilir bir tedavidir. Sadece, planlanması ve dozajı hekime başvurup, hekim tarafından sahip olunan rahatsızlıklar, kondisyon gözden geçirilip, gerekirse kan tahliline başvurup, hangi dozajda hangi sıklıkta, kaç seans yapacağımıza karar vermekten ibaret.

Evet, herkese haftalık 4 seans kadar glutatyon tedavisi öneriliyor ama kişi örneğin şeker hastası ise, daha yüksek seansa ihtiyacı olabilir. Kişi akciğer zatürresi geçirdiyse ya da başka bir enfeksiyon geçirdiyse, yine daha çok küre ihtiyacı olabilir. Glutatyon tedavisi verilirken, damar yolu ile kişiye yüksek dozlarda C vitamini de veriliyor. Bunun da yine dozajı, kişinin rahatsızlıklarına göre değişebilir.

Glutatyon Nedir?

Dünyada tespit edilmiş en kuvvetli ana antioksidanlardan biridir. Bunun sebebi şu; bizim hücrelerimizde oksidatif stres diye bir şey vardır. Bu ne demek? Vücudumuzun, salgıladığı bir yararlı şeyler var, bir de zararlı şeyler var. Ancak, öyle bir mekanizma var ki; yararlı şeyler hep daha yüksek olmalı ve zararlı şeyler kendi içerisinde öğütülüyor olmalı. Vücuttaki bu zararlı atıkların mekanizmasında en kuvvetli yerleri de devreye sokacak madde glutatyondur.

Glutatyon sentetik bir madde midir? Vücutta var mıdır? Vücutta vardır, belli seviyelerde tutulması gerekir. Diğer tüm vitamin ve minerallerin üretiminde olduğu gibi, laboratuvarda da üretilebiliyor. Glutatyonun, ağızdan içilebilir formu vardır bir de damar yoluyla serum içerisinde verilebilecek formu vardır. Kalçadan vurulabilen bir formu yoktur. Hastalara, rutin zamanlarda da ağızdan tablet kullanımı öneriliyor. Daha ciddi bir bağışıklık yükseltme gerektiren durumlarda, damar yolundan vermeyi tercih ediyoruz.

Glutatyonun medikal estetik alanındaki bir diğer faydası da çok ciddi renk açıcı olması. Leke tedavilerinde, cildin toksik gözüktüğü durumlarda, cilt içerisine de glutatyon enjekte edilebilir. Antioksidatif mekanizma, hücrenin dışarıdan faydalanabileceği malzemeleri içeriye alma konusunda sıkışıklık yaşama gibi düşünün. Onu açtığımızda, o üretim ve ortaya çıkma mekanizması daha verimlilik kazanmış oluyor.

Ozon Tedavisi

Ozon tedavisi, savaş zamanlarından beri kullanılan bir tedavi. Ozon, aslında bir gaz. O2’nin O3’e dönüşme mekanizmasında, bir tane O(oksijen)’ya ihtiyaç vardır. Ozonun bir tane jeneratör cihazı vardır ve oksijen tüpüne ihtiyaç vardır. O2’yi O3’e çeviren mekanizma ile birlikte ozonu elde etmiş oluyoruz. Kişinin kendi kanı alınır, özel bir kitin içerisine 100-200 cc kadar alınıp, yine kişinin ihtiyaç duyduğu miktarda ozonu hesaplayıp, içine enjekte edip aynı damar yolundan tekrar geri gönderiliyor.

Bu iki işlem de 20 dakika gibi kısa bir zaman alan tedavilerdir. Ozon tedavisinin yapılabilirliği açısından, 10-12 seans gibi daha fazla seans sayısına ihtiyaç vardır. Dozajı ve seans sıklığı değişkenlik gösterir. Örneğin, şu sıralar bir virüs salgını var ve bu salgından korunmak istiyoruz. Dolayısıyla, birey çok sağlıklı bile olsa, 2 hafta içerisinde 5-6 seansını üst üste alması gerekir. Daha sonraları, kişinin kondisyonuna göre haftada 1 ya da 2 haftada 1 gibi seans araları açılabilir.

Ozon tedavisi bize ne sağlıyor?

Bütün organlarda bir rejenerasyon sağlıyor. Dolaşım yoluyla bunu yapıyor, çünkü bütün organlara ulaşıyor.

  • Medikal estetik açısından; saç, tırnak, kirpik canlanmasına fayda ediyor.
  • Dermatit, alerji, egzama gibi cilt durumlarında da ozonun etkinliği ispatlanmış.
  • Diğer pozitif yönlerine bakacak olursak, kondisyon arttırıyor. Kas-eklem ağrılarını geçiriyor, kasların daha iyi çalışmasını sağlıyor, dolaşımın daha iyi olmasını sağlıyor, kardiyolojik vakalara karşı tedbir olmuş oluyor.
  • Tiroit hormonunda, insülin hormonunda, karaciğer enzimlerinde de pozitif etkisi var.
  • Enfeksiyonun vücutta daha hızlı iyileşmesini ve kişinin daha iyi korunmasını sağlıyor.
  • Ozon tedavisi çok yaygın bir şekilde kullanılıyor. Hatta gebelikte ve emzirme döneminde bile tercih edilebiliyor.

Glutatyon tedavisi, daha önce Türkiye’de damar yolu formunda yoktu. Hekimler yurt dışından getirmek zorunda kalırdı ama artık damar yolu formu da var. O firma da bu tedaviyi yapmaya uygun hekimlerle anlaşma yapıp verebiliyor. Dolayısıyla, glutatyon tedavisi bu donanımda olan hekimler tarafından özel muayenelerde yapılmalı. Ozon tedavisi, bazı Eğitim ve Araştırma hastanelerine girmiş durumda. Yoğun bakımda yatan bir hastaya uygun görüldüyse, ozon tedavisi yapılıyor.

Vitamin Kokteylleri

Ben senede 2 kez detoks yapıyorum. Hem medikal detoks yapıyorum hem de damar yolu uygulamalarla vitamin kürleri uyguluyorum. Çünkü; çok yoğun çalışıyorum ve yaş da devreye giriyor. Yoğun tempo bazen unutkanlık yapıyor, bazen enerjisizlik yapıyor, bazen bağışıklığı düşürüyor. Yaşla birlikte hormonal dengesizlikler de olabiliyor. Bütün bunları baskılamak ve sağlıklı olma halini sürdürmek için doktor Sevgi ile birlikte damar içi vitamin uygulamaları yapıyoruz. Peki, nedir bunlar?

En sık verilen vitaminler; B vitamini, C vitamini, ALA da artık damar içinden verilebiliyor. Bazen, birey asidozis bulunursa, asidozu düzenleyecek bazı ilaçlardan da katılabiliyor. Bunlar, bir kan tahlili yapılarak, toksinlerine bakıp, vitamin-mineral-enzimlerine ve alerjilerine bakıp, çoklu bir program çıkartılarak yapılıyor. Beslenirken ne aldığı da hesaplanmalı, damar yolundan ne verildiği de hesaplanmalı, ağızdan ne devam ettirileceği de hesaplanmalı.

Bazı genel geçer şeyler, aslında herkesin kullanması gereken şeyler. Örneğin; probiyotik tüketimi. Bağırsaklarımız artık o kadar çok şeye temas ediyor ki! Toprak aynı toprak değil, pişirme şartları her zaman sağlıklı değil. Dolayısıyla, yılda 2 kez, 2’şer ay kürlerle geceleri yatmadan önce probiyotik tüketimine geçilmesi gerekiyor. Peki, ayran ve kefir tüketimi yeterli midir? Maalesef değildir. Ayran ya da kefir tüketiminde, ölçülmüş kantitatif bir mikroorganizmayı hesaplayamayız. Dolayısıyla, “bunu içmenin hiçbir zararı yok, eksik kalmasının daha çok zararı var” gözüyle bakmak gerekiyor.

Ara ara yosun özü tüketimi, spirulina tüketimi gibi de 7’den 70’e insanların yapması gereken şeyler arasında. Mevsim geçişlerinde, alerjilerin arttığı dönemlerde zencefil, zerdeçal, enginar ekstresi tüketimi de faydalı.

Şu dönemi şöyle düşünmek gerekiyor; ütopik bir dünyada yaşayamayacağız. Dünyanın bize sunduğu artı-eksikler var ve o artı-eksileri bir dengeye oturtacağız. Hava değişimleri ya da toprak değişimlerinde vücudumuz adaptasyon gösteriyor ama bir o kadar da mikroorganizma artıyor. Tıp gelişirken, paralel bir şekilde hastalık ve iyileşme oranı da iyileşiyor. Dolayısıyla, artık koruyucu hekimlik modelini yapmamız gerekiyor. Ne zaman ki bu tarz masraflara girişirseniz, ileride rahatsızlanmalarınız ve hastane masraflarınız düşmeye başlayacak.

Bahsedilen bu formlar, sağlıklı insanların sağlığını korumak için. Çok yoğun kanser hastaları ya da kemoterapi hastalarının bu tarz şeyleri kullanımına heyetle karar verilmesi gerekiyor. Onkolojide mekanizma biraz daha farklı. Onlar, immun sistemi baskılamaya çalışıyor. Onkoloji vakalarının, immun sistemin baskılandığı dönemde tabi ki bunların kullanılmaması gerekiyor. Ne zaman ki onkolojik olarak her şey biter, tekrar kontroller yapıldı, o zaman tekrar immun sistemleri yükseltecek tedaviler alınabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir