© 2017 Aysetolgaiyiyasam.com - Tüm Hakları Saklıdır.

Arpacık soğanının faydaları nelerdir?

Arpacık soğanının faydaları nelerdir?

Tarihte arpacık soğanı Hindistan, Asya, Fransız ve Akdeniz mutfaklarında hem besin değerleri hem de aromatik özellikleri nedeniyle kullanıldılar. Tariflere sadece tatlı ve mayhoş bir aroma vermiyorlar, aynı zamanda antioksidanlar, A ve C vitaminleri ile bazı önemli mineralleri de ekliyorlar.

Arpacık soğanı Hint tıbbi uygulamalarında önemli bir bitki kabul ediliyor ve Ayurvedik tıbbı içerisinde pek çok rahatsızlığa karşı yaygın olaran verilen etkili bir çözüm. Hatta binlerce yıldır hem dahili hem de harici pek çok beden rahatsızlığını iyileştirmek için kullanılıyor ve bunun temel sebebi beden üzerindeki serinletici etkisi. Bu da arpacık soğanını inflamasyonları, kas ağrılarını, şişkinlikleri ve su tutumunu azaltmak için faydalı bir hale getiriyor.

Soğan ve sarımsak gibi benzer tada sahip olan diğer sebzelerde olduğu gibi, arpacık soğanı da hem çiğ hem de pişirilerek yenilebilir ve bu nedenle tariflere eklemesi oldukça kolaydır. Çalışmalar bu sebzenin bilinen faydalarının arasında kanserle savaşma, gıda alerjilerini azaltma ve detoks sürecini iyileştirme bulunduğunu belirtiyorlar.

Arpacık Soğanı Nedir?

Arpacık Soğanı Tam Olarak Nedir? Bir Soğan mıdır?

Arpacık soğanının bilimsel ismi Allium cepa ve Amaryllidaceae bitki ailesine dahil bir soğan türü. Bu bitki ailesi içerisinde 1600 farklı tür bitki bulunuyor.

Arpacık soğanı, soğan ve sarımsak gibi bitkilerin tümü yumru tipi köklere sahipler ve yaprakları da kayış gibi, tatları güçlü, antioksidan oranları yüksek. Soğan ve sarımsağın besin değerlerinde olduğu gibi, arpacık soğanının besin değerleri içerisinde de bağışıklığı güçlendiren ve güçlü kanser karşıtı özelliklere sahip gıdalar bulunuyor.

Arpacık Soğanı Nasıl Görünür?

Arpacık soğanı beyaz, sarı ve kırmızı soğandan daha küçük. Günümüzde dünyada pek çok türü yetiştiriliyor ve rengi altın sarısından hafif kırmızıya kadar değişebiliyor. Pek çoğunun bakır rengi var ve etli kısmı ise beyaz. Bazen bu etli kısım yeşil şeritler ile ayrılmış olabiliyor.

Arpacık Soğanının Tadı Nasıldır?

Beyaz ve sarı soğanla karşılaştırınca, arpacık soğanının daha zengin ve tatlı bir tadı var. Bazıları bu tadı daha güçlü olarak görürlerken, bazıları ise daha zor algılanır buluyorlar. Bunun boyutuyla alakası var gibi görünüyor. Küçük olanları genelde daha yumuşak tatlı oluyorlar.

Arpacık soğanı ve diğer soğanların tatlarındaki acılık, onların besin değerlerinin bir işareti. Kekremsi aromanın onların kanı inceltici, dolaşımı iyileştirici ve hastalık kaynağı inflamasyonları düşürücü etkilerinin bir işareti olduğu düşünülüyor. Bu nedenle arpacık soğanı da sarımsak gibi kalp dostu bir gıda olarak biliniyor.

Ayurveda tıbbında arpacık soğanının tadına göre altı sınıfı var: tatlı, ekşi, acı, baharatlı ve sert. Bu nedenle yemeklerde bu ürünü kullanırken azı bile yeter düşüncesi var çünkü az miktarda kullanıldığı zaman bile büyük etkileri var.

Nereden Geliyor?

Arpacık soğanı ilk olarak binlerce yıl önce Orta ve Güneydoğu Asya’da ortaya çıktı. Buradan kolayca Hindistan’a ve oradan da doğu Akdeniz bölgesine geçti ve hala yaygın şekilde kullanılıyor.

Arpacık Soğanının Faydaları

İyi Bir Antioksidan Kaynağı

Arpacık soğanının antioksidan değeri normal soğandan daha mı iyi? Tariflerde daha az kullanılsa da, arpacık soğanının flavonoid ve fenol antioksidan değerlerinin soğan ailesinin diğer bireylerine göre daha yüksek olduğu düşünülüyor. Bu da onu serbest radikal hasarını azaltmak ve pek çok kronik hastalık ile savaşmak için en iyi anti-inflamatuvar gıdalardan birisi haline getiriyor. Arpacık soğanının iyileştirici etkilerinin büyük kısmını oluşturan iki set bileşen bulunuyor: allil propil disülfat gibi kükürt bileşenler ve quercetin gibi flavonoidler. Bu bileşenler temel olarak soğan ve sarımsağın hastalıkları tersine çevirme etkilerinin ana bileşenleridirler.

Indian Journal of Experimental Biology’de yayınlanan bir rapora göre, hem soğan hem de sarımsakta koruyucu etkileri olan kükürt bazlı bileşenler bulunuyorlar ve bunlar temel olarak sistein sülfoksit adı verilen sistein varyasyonları. Bunları tükettiğiniz zaman doğal yoldan ayrıştırıcı özellikler kazanıyorlar çünkü sindirim enzimleriniz ile etkileşime giriyorlar ve bu süreçte thiosülfinatlar ve polisülfat adı verilen faydalı bileşenlerin üretimini sağlıyorlar. Bu özel ayrıştırılmış ürünler değerli ve özel kabul ediliyorlar. Temel olarak soğan ve sarımsak yağında bulunuyorlar.

Sülfoksitlerin büyük kısmını barındırdıkları için arpacık soğanının yağının antidiyabetik, antibiyotik, hipo-kolesterolamik, fibrinolitik özellikleri var. Bunun anlamı, kan şekeri düzeylerini kontrole yardımcı oluyor, insülin direncini önlüyor, bakteri ve virüs enfeksiyonları ile savaşıyor, kolesterolü doğal yoldan düşürmeyi sağlıyor ve kan pıhtılarının oluşumunu önlüyor. Diğer çalışmalar allium sebzelerinin ve bitkilerinin inflamasyon ve mikrop karşıtı özelliklerinin cilde, damarlara, sindirim organlarına ve kas dokularına fayda sağladıklarını gösteriyorlar.

Muhtemelen kanserin önlenmesi ve beslenme arasında güçlü bir bağlantı olduğunu biliyorsunuzdur. Asian Pacific Journal of Cancer Prevention’da 2012 yılında yayınlanan bir çalışmaya göre, arpacık soğanı ve diğer soğan türlerinde bulunan etil asetat ekstraktlarının hayvan yağ asidi sentezinde güçlü önleyici etkileri olduğu görülmüş ve bu da kanser hücrelerinin gelişimini yavaşlatmaya yardımcı oluyor. Kanser önleme söz konusu olduğunda arpacık soğanı neler yapabiliyor? Onun apoptoz yani tehlikeli hücrelerin kendilerini yok etmelerini tetikleyici yanı biliniyor ve bu tüm allium ailesine dahil bitkiler için geçerli. Özellikle de meme, mide ve kolon kanseri gibi bazı yaygın kanser türleri ile savaşta faydalı görünüyor.

Büyük bir vaka çalışmasının sonuçları, allium ailesine dahil bitkilerin tüketiminin mide kanseri riskini ciddi anlamda düşürdüğünü gösteriyorlar. Bu ilişki beslenme ve kanser üzerine Hollanda’daki bir kohort çalışması ile incelenmiş ve 1986 sensinde başlayan çalışmaya yaşları 55-69 arasında değişen 120.852 kadın ve erkek katılmış. Soğan tüketimi ve mide kanseri vakaları arasında güçlü bir ters ilişki bulunmuş ve pek çok diğer çalışmada da benzer bulgular var.

Kalp Sağlığını İyileştirir

Soğanın içindeki allicin ve quercetin dahil olmak üzere pek çok antioksidan, hipertansiyon karşıtı olarak biliniyor. İnsan ve hayvan çalışmalarında, soğandaki quercetinin tansiyonu düşürebildiği görülmüş. Allicin ise arpacık soğanında, sarımsakta ve diğer soğan türlerinde kabuğunu deldiğiniz zaman ortaya çıkan özel bir bileşen. 2013 yılında Hong Kong Politeknik Üniversitesi Uygulamalı Biyoloji Bölümü’nde yapılan bir değerlendirmede, allicinin antioksidan durumu iyileştirerek, reaktif oksijen türlerinin düzeyini düşürerek ve glutatyon üretimini uyararak kardiyovasküler sistemi daha fazla koruduğu keşfedilmiş. Glutatyon sık sık büyük antioksidan olarak adlandırılıyor ve sağlığı pek çok konuda güçlü şekilde iyileştirmesi ile biliniyor.

Allicin bileşenler, karaciğerde üretilen ve kolesterol üretiminde kullanılan belli redüktaz enzimleri engelliyorlar. Ayrıca dolaşımı iyileştirip damarları genişletiyorlar. Bu nedenle yüksek tansiyonu düşürmek için doğal bir çözüm haline geliyorlar. Soğan türleri damarlarda plak birikimini ve atherosklerozu da potansiyel olarak önleyebilirler. Soğan inflamasyonlar ile de savaşıyor ve bu inflamasyonlar koroner kalp hastalıkları, kalp krizleri ve inme konusunda birincil sorumlular.

Arpacık soğanı aynı zamanda iyi bir potasyum kaynağı. Potasyum bedeninizin sıvı düzeylerini düzenlemeye yardımcı oluyor, sinir ve kas fonksiyonlarında temel bir rol oynuyor ve özellikle de en önemli kasımız olan kalbimiz için gerekli. Potasyum zengini gıdaları bol tüketmek, sağlıklı bir metabolizma için gerekli çünkü bu mineral karbonhidratların kullanılabilir enerjiye dönüştürülebilmeleri için gerekli. Ayrıca potasyum yüksek tansiyonu düşürmesi ve çok tuzlu beslenmenin etkilerini azaltması nedeniyle kalp damar sağlığıyla da bağlantılı.

Obezite İle Savaşa Yardımcı Olabilir

Bazı çalışmalar arpacık soğanında bulunan EEO’ların yağ birikimini bastırabileceğini ve obeziteyi potansiyel olarak engelleyebileceğini gösteriyorlar. Obezite kalp hastalıkları, diyabet ve kanser oluşumları ile yakından alakalı olduğu için, soğan hem kilo alımını ve obeziteyi, hem de ona bağlı komplikasyonları önleme konusunda etkili olabilir.

Alerjileri Önleme ve Alerjileri Tedavi Etme

Çeşitli çalışmaların sonuçlarına göre arpacık soğanının anti-histaminik, anti-inflamatuvar ve antioksidan aktivitelerine bağlı olan anti-alerjik özellikleri var. 2009 yılında Journal of Medicinal Food’da yayınlanan bir çalışmaya göre, arpacık soğanı ve soğan, alerjik reaksiyonlardan sorumlu olan çeşitli olayların etkilenmesi konusunda verimliler.

Arpacık soğanı ekstraktı farelere verildiği zaman, histamin salınımlarında azalma ortaya çıkmış ve yaygın alerji belirtileri ile alakalı diğer faydalar da ortaya çıkmışlar. Akciğerlerde lipid peroksidasyonunda ciddi bir azalma görülmüş ve koruyucu antioksidan aktivitesi artmış, özellikle de süperoksit dismutaz aktivitesinde. Bunun anlamı, soğan ve arpacık soğanlarının belli alerjilerin belirtilerini azaltabilmeleri.

Bakteri ve Virüs Karşıtı Özellikleri Vardır

Hem arpacık soğanı hem de sarımsak, enfeksiyonlar, virüsler ve inflamasyon ile savaşan biyokimyasal reaksiyonlar üretir. Arpacık soğanının çeşitli immünolojik parametreleri değerlendirildiğinde, araştırmacılar bu sebzenin antioksidan enzimlerinin hem yaygın hastalıklar hem de daha ciddi enfeksiyonlar ile savaşa yardımcı olduğunu keşfetmişler. Soğan da çalışmaya göre pek çok mantar türüne karşı mantar karşıtı özellikler göstermiş ve buna kandida mantarı da dahil. Eğer kandida belirtileri ile doğal yoldan savaşmak istiyorsanız, arpacık soğanı gibi düşük şekerli, sağlıklı sebzeler listenizin en üstünde olmalı.

Araştırmada soğanın bedeni alkali hale getirerek bakterilere karşı doğal bir aktivite oluşturduğu da keşfedilmiş ve bakterilerin daha güçlü, ölümcül formları ile de savaştığı tespit edilmiş. Arpacık soğanında, soğanda ve sarımsakta bulunan allicin, mikrop karşıtı özellikleri sayesinde çeşitli bakterilere, özellikle de çoklu ilaç direncine sahip olan tehlikeli bakterilere karşı koruma sağlıyor. Hindistan’da geleneksel olarak boğaz ağrılarında, şişkinlikte, enfeksiyonlarda ve başka rahatsızlıklarda kullanılıyor.

Güçlü Kemikleri Korumaya Yardımcı Olur

2004 yılında ABD’deki Ulusal Sağlık ve Beslenme Değerlendirme Anketi’nin bir analizi yapılmış ve menopoz öncesi ve sonrası kadınların kemik yoğunluklarının soğan tüketimine bağlı özellikleri araştırılmış. Kadınlar şu kategorilere ayrılmışlar: ayda bir defadan az tüketenler, ayda iki defadan haftada iki defaya kadar tüketenler, haftada üç ila altı defa tüketenler, günde bir defa tüketenler ve daha fazlası. Yaş, beden kitle endeksi, günlük kalsiyum ve D vitamini alımı gibi faktörler de kontrol edildikten sonra, araştırmacılar kemik yoğunluğunun soğan tüketimi oranına göre artış gösterdiğini fark etmişler. Günde bir veya daha fazla soğan tüketen bireylerin genel kemik yoğunlukları ayda bir veya daha az tüketenlere göre %5 daha fazla bulunmuş.

Bu bir korelasyon çalışması olsa ve soğanların kemik sağlığını iyileştirdiğini kanıtlamasa da, soğan tüketiminin kemik yoğunluğu üzerinde faydalı etkilerinin olduğu görülüyor. Buna ek olarak bazı araştırmalarda soğanı en sık tüketen daha yaşlı kadınlarda kalça çatlağı riskinin hiç soğan tüketmeyenlere göre %20 azaldığı belirtiliyor.

Dolaşımı ve Detoks Sürecini İyileştirir

Hem arpacık soğanı hem de sarımsağın dolaşımı iyileştirici özelliklerinden dolayı sindirim yollarındaki kanserojenleri ve toksinleri atmaya yardımcı olduğu düşünülüyor. Geleneksel tıp formlarına göre, dilinize kekremsi bir tat veren her şey aynı zamanda ısı artışını, inflamasyonları, susuzluğu ve aşırı yemeyi engelliyor. Bu yüzden soğan sıcak iklimli ülkelerde yaygın olarak tüketiliyor.

Soğan sindirim enzimlerini uyarabilir, mideyi iyileştirebilir, sindirim organlarındaki oksidatif stresi azaltabilir ve gıda alerjileri ile hassasiyetlerine bağlı inflamasyonları önleyebilir. Ayrıca karaciğer detoksu için de etkili bir bileşen.

Kan Şekerini Kontrol Etmeye Yardımcı Olabilir

Soğanın doğal bir anti-diyabetik olduğu biliniyor ve pek çok çalışmada onun insülin üzerindeki faydalı etkileri ile kilo kontrolüne yardımcı özellikleri görülüyor. Arpacık soğanı ve benzer diğer bitkiler hipoglisemik etkiler gösterdikleri ve insülin salınımını arttırdıkları için diyabetin doğal yoldan tedavisini sağlayabilirler. Bu durum diyabete ve diğer otoimmün hastalıklara bağlı inflamatuvar tepkileri azaltıyor.

Michigan Üniversitesi araştırmacılarına göre, bol miktarda soğan tüketmenin diyabetli insanlarda kan şekeri düzeylerini azaltmaya yardımcı olduğu, bunu da karaciğerde insülinin parçalanmasını engelleyerek yaptığı düşünülüyor. Arpacık soğanı karaciğerde insülinin parçalanmasını engelliyor ve pankreasta insülin üretimini uyararak kandaki insülin miktarını arttırıyor ve glukozu düşürüyor.

Arpacık Soğanının Besin Değerleri

Arpacık soğanının pek çok antioksidan formunu barındırmanın yanında daha fazla besin değerine sahip olduğu görüşüyor. 28 gramlık tüketimde aşağı yukarı şu gıdaları alıyorsunuz:

  • 20.2 kalori
  • 4.7 gram karbonhidrat
  • 0.7 gram protein
  • 333 IU A vitamini
  • 0.1 miligram B6 vitamini
  • 2.2 miligram C vitamini
  • 0.1 miligram manganez
  • 93.5 miligram potasyum
  • 9.5 mikrogram folat
  • 0.3 miligram demir
  • 16.8 miligram fosfor

Arpacık soğanında bulunan sülfoksitlere ek olarak bağışıklığı güçlendiren peptitler ve proteinler de içinde olduğundan dolayı önemli bir terapötik bitki.

Soğan ve Arpacık Soğanı Farkı

Her ikisi de aynı bitki ailesine aitler ancak farklı türler. Bunun anlamı, akraba oldukları ancak pek çok insanın sandığının aksine arpacık soğanı, soğanın daha genç bir versiyonu değil. Arpacık soğanının en yakın akrabası sarımsak, frenk soğanı, pırasa ve çin soğanı.

Soğanla karşılaştırınca, arpacık soğanı daha küçük, katmanları daha ince ve daha az suyu var. Ayrıca tadı daha tatlı ve bu da onu balık ve tavuğun yanında daha iyi bir katkı yapıyor.

Arpacık Soğanı ve Yeşil Soğan Farkı

İkisi aynı şey değil ancak akrabalar. Aromaları benzer olduğu için bazıları yeşil soğanın yumru kısmını arpacık soğanı yerine kullanabiliyor.

Arpacık Soğanı Nasıl Seçilir ve Saklanır?

Sarımsağa benzer şekilde, arpacık soğanı da birlikte büyür ve bu nedenle birlikte satıldıklarını görebilirsiniz. Genelde yaz aylarında mevcut olurlar ancak yıl boyunca büyük marketlerde bulmak mümkün.

Sağlıklı bir arpacık soğanının kabuğu vardır ve üstünde ezik görülmez. Sıkı olanlarını almak ve oda sıcaklığında saklamak gerek.

Arpacık Soğanının Kötü Olduğu Nasıl Anlaşılır?

Yumuşak noktaları olan, küflenmiş soğanları bırakın çünkü çürümeye başlamışlardır.

Onları serin, karanlık ve kuru bir yerde, iyi hava dolaşımı ile saklayın. Tazeyken alırsanız bir kaç hafta dayanacaklardır. Ayrıca doğrayıp buzlukta üç ay kadar saklayabilirsiniz. Ancak buzu çözülünce acı tadı azalacaktır.

Nasıl Kullanılır? Pişirmek Gerekir mi?

Arpacık soğanı çiğ yenebilir, pişirilebilir ve turşusu bile yapılabilir. Genelde sote veya kavurma şeklinde pişirilirler.

Kabuğunu Soymak Gerekir mi?

Yemeden önce kabuğunun soyulması iyi olur. Bunun için üst kısmını alın ve sonra soyun. Bazıları bir dakika kadar kaynar suya atıyorlar, böylece daha kolay soyuluyor.

Önceden Soyabilir miyiz?

Taze arpacık soğanını tam kullanmadan önce soymak en iyisi, böylece antioksidan değerleri bozulmayacaktır.

Arpacık soğanını şu şekillerde kullanabilirsiniz:

  • hindistan cevizi veya zeytinyağında kızartılmış kıtır versiyonu
  • turşusu
  • çiğ, doğranmış ve salataya eklenmiş şekilde
  • kavrulmuş şekilde
  • karamelize şekilde

20 dakika kavurabilirsiniz. Sotelere, kzıartmalara, tam tahıllı yemeklere, salatalara, çorbalara ve güveçlere uyar.

Nelerle İyi Gider?

Biberiye, kekik, balzamik sirke ve zeytinyağı ile iyi giden bir aroması var ve ayrıca kırmızı ve beyaz et için iyi bir marinat haline gelir. Onu sarımsakla birlikte kullanmaya çalışın çünkü ikisinin de bağışıklığı güçlendiren etkileri var. Ayrıca çiğ arpacık soğanını taze meyve ve sebzelerle birleştirerek iyi bir salsa yapabilirsiniz.

Arpacık Soğanı Ağlatır mı?

Soğan gibi o da doğrama sırasında doğal kimyasallardan dolayı gözleri rahatsız ederek ağlatabilir. Eğer bundan kaçınmak istiyorsanız suyun altında doğrayabilir, doğramadan önce 30 dakika buzluğa atabilirsiniz.

Uyarılar ve Önlemler

Çoğu insan herhangi bir yan etki yaşamadan arpacık soğanını ve diğer soğan türlerini tüketiyor. Ancak bazıları için sindirimi zor olabilir veya belli ilaçlar ile etkileşime girebilir. Soğanın çok alımı mided yanması ve reflüyü daha kötü hale getirebilir ancak hali hazırda mide yanması olmayanlarda böyle bir etki yaratmaz.

Soğan ve arpacık soğanı rahatsız bağırsak sendromu ile bağlantılı belirtileri bazılarında daha kötü hale getirebilir çünkü içeriğinde bağırsakta doğru sindirilmediği zaman sindirim problemlerine yol açma potansiyeli olan karbonhidratlar bulunur. Bu nedenle rahatsız bağırsak sendromu ve alakalı kabızlık, şişkinlik gibi belirtileriniz sık sık oluyorlarsa, bir eleme diyeti yaparak sarımsak, soğan gibi sorumlu olabilecek gıdaları ayıklamanız önemli.

Ayrıca soğan alerjisine dair bazı raporlar da var ve özellikle astım, cilt problemleri ile kırmızı, kaşıntılı gözler belirtiler arasında. Hamilelikte kullanımı veya çocukların tüketimine uygun ancak reflü yapabileceği için tüketirken dikkatli olmalısınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir