Daha fazlasını başarmak için dar odaklanmayı geliştirmek

Dar bir odak geliştirme fikri, hayatta daima güçlü bir şekilde ilerlememizi sağlayan bir felsefenin, uygulamanın ve yaşama sürecinin bir parçasıdır. Aynı zamanda yapmak istediğimiz şeyi yaptığımız, hırslarımızı gerçekleştirdiğimiz ve geçmiş deneyimlerimizden, hatalarımızdan, başarısızlıklarımızdan ve başarılarımızdan öğrenmemiz gerekenleri öğrendiğimiz için geçmişi tamamen terk edebilmektir. Bunu yapmak, bu sorunları entelektüel ve duygusal olarak kendi içimizde çözümlememizle sonuçlanır, bu sayede onları içimizde taşımayız. Bunun tersini yapsaydık yaşamlarımızda sorunlara neden olmaya devam eder ve ilerlememizi engellerlerdi.

Dar odak geliştirme uygulaması; yaratıcılık ve öğrenme ile hayatımızda, sanatımızda, projelerimizde ve tutkularımızda ilerleme kaydetmemize yardımcı olur. Ancak bundan daha fazlasıdır. Dar bir odak, aynı anda daha rahat, daha huzurlu, şu anda ve tutkulu olmamızı sağlarken daha yüksek düzeyde öğrenmemize, yaratmamıza ve başarmamıza olanak tanıyacak bir şekilde, yaptığımız şeye bakmanın ve onunla ilgilenmenin bir yoludur.

Dar odaklanma: Büyük şeyleri küçük yapmak

Dünyamız, halihazırda karmaşıktır. Dünyada tamamen üstesinden gelmenin tam olarak imkansız olduğu çok fazla şey oluyor. Bunun “imkansız” olduğunu söylersem abartmış olmam, çünkü burada gri bir alan yoktur: Tek seferde ne kadar çok yapmaya, öğrenmeye ve zirvede kalmaya çalışırsak tüm alanlarda o kadar yüzeysel oluruz. Bu nedenle hayatlarımızda verimli ve üretken olmayı istiyorsak ve hatta daha da önemlisi mutlu ve tatmin olmuş hissetmek, yaratıcı ve entelektüel zirvemize ulaşmak ve orada kalmak istiyorsak nasıl basitleştireceğimizi öğrenmemiz gerekiyor.

Basitleştirmenin bir yönü, büyük şeyleri küçük ve eyleme geçirilebilir parçalara bölerek ve dar bir odak ile onları küçük hale getirerek gerçekleştirilir. Karmaşıklık, dikkatimizi verebileceğimiz hemen hemen her konunun, sanatın, disiplinin ya da şeylerin hepsinin doğasında bütünlükten dolayı bulunmaktadır. Dolayısıyla karmaşıklık, görmezden gelinemez ve gelinmemelidir; aksine, benimsenmelidir. Bunu yapabilmek için karmaşıklığa olan yaklaşımımızı gözden geçirmeliyiz; bu, en nihayetinde onunla ne kadar iyi bir şekilde başa çıkacağımızı ve ona zihinsel ve duygusal olarak nasıl tepki vereceğimizi belirleyecektir. Karmaşıklık bizi bunaltıyor mu, yoksa onu neredeyse sihirli, yaratıcı ve üretken bir şekilde çözebilir miyiz?

“Zor şeyleri, henüz kolayken yapın

ve büyük şeyleri, henüz küçükken yapın.”

Lao Tzu

Bunlar büyük şeylerdir, devasa çalışmalardır ya da hırslı ve zorludur; ama yine de değerlidirler, projedirler ve ne yaparsanız yapın muazzam büyüklüktedirler. Onları değiştiremezsiniz; çünkü onları, olmadıkları şey haline getiremezsiniz. Projenizin ne olduğu önemli değil; yeni bir dil öğrenmek, derece kazanmak, kitap yazmak, enstrüman çalmak, iş kurmak olabilir. Ne yaparsanız yapın, bunu yapmanız kaçınılmaz bir şekilde zorlayıcı ve zaman alıcı olacaktır. Bu nedenle kaçınılmaz olan zorluğu en başından kabul edin ve kucaklayın, çünkü buna hazırlıklı olmanız, yol boyunca zorluklarla karşılaştığınızda yaşadığınız stresi ve hayal kırıklığını yatıştıracaktır.

Bu projeleri genel olarak küçük hale getiremezsiniz. Ancak onlara bakışınızı ve yaklaşımınızı değiştirerek onları küçültebilir ve karmaşık olanı, eyleme geçirilebilir parçalara bölerek basitleştirebilirsiniz. Bu, büyük işleri başarmak için kullanabileceğimiz bir beceri ve bir araç olan dar odaklanmanın pratik değeridir. En karmaşık konuları veya disiplinleri bile teker teker ilerler ve bir konuyu tam olarak anlayana kadar geçmezseniz parçalayabilir ve büyük bilgileri, çok az bir baskıyla ve bunalmadan verimli bir şekilde bir araya getirebilirsiniz. Çünkü genellikle tek seferde çok fazla şey öğrenmeye, anlamaya veya yapmaya çalıştığımızda bunalmış hissederiz.

Bu prensibi, bu felsefeyi dil öğrenmeye uygulayarak göstermek istiyorum. İlk olarak, bir dilde temel düzeyde akıcı olmak için 3000-5000 kelime arası öğrenmeniz gerektiği gerçeğine çok fazla odaklanmayın. İlerlemenizi, daima ne kadar ileri gitmeniz gerektiğiyle ölçmek mantıksız bir uygulamadır; özellikle de tüm sanatlarda veya disiplinlerde ne kadar ileri gidebileceğimizin tam anlamıyla bir sınırı olmadığı zaman. Bunun yerine, zaman zaman ne kadar ilerlediğinizi hatırlamaya özen gösterin; diğer zamanlarda ise şu anda öğrendiğiniz veya üzerinde çalıştığınız şeye odaklanın.

Yani, 20.000 kelimeyi ertelemek yerine öğrendiğiniz dili, anadiliniz gibi konuşabileceğiniz akıcılığa yaklaşmak (veya herhangi bir dilde potansiyel olarak öğrenebileceğinizden 50.000’in üzerinde kelimeye yaklaşmak) için aşina olmanız, bakış açınızı ve yaklaşımınızı değiştirmeniz gerekecek. Basit, küçük ve yönetilebilir bir öğrenme görevine odaklanın, belki günde 5 kelime öğrenebilirsiniz (ve daha sonra en yaygın olarak kullanılan 300-500 kelimeden oluşan temele sahip olduğunuzda günde 5 cümle öğrenebilirsiniz; böylece onları nasıl kullanacağınızı öğrenmeye başlayabilirsiniz. Ve ayrıca dil bilgisi öğrenmek, deneyim yoluyla sezgisel olarak gerçekleşir). Çok daha dar odaklı ve çok mantıklı olan bu görevi, tutarlı bir şekilde her gün yaparsanız sadece 6 ay sonra, kelime haznenizde bir dereceye kadar nasıl kullanacağınızı bileceğiniz yaklaşık 1000 kelimeye sahip olacaksınız; bu nedenle sadece 6 ay sonra akıcılığa giden yolda olacaksınız.

Dil öğrenmek çok iyi bir örnektir; çünkü pek çok insan, dil öğrenmenin zor olduğuna inanıyor. Çünkü yüzeysel olarak bakıldığında ve sonunda öğrenilmesi gereken şeyin tamamına bakıldığında dil öğrenmek karmaşık görünür. Ancak gerçekte bir dile kademeli olarak ve doğru sistemle yaklaşılırsa, dil öğrenmek oldukça kolaydır. Tabi yine de ne yaparsak yapalım, zaman alır.

Her şeyi aynı anda yapmaya çalıştığımızda ve hepsini aynı anda yapabileceğimize ya da hızlı bir şekilde büyük bir şey yapabileceğimize dair hatalı düşünceye sahip olduğumuzda, işleri olması gerekenden ve hatta olduklarından çok daha karmaşık hale getiririz. Bakış açımızı, bir şeyin veya projenin geniş farkındalığından, en sonunda büyük tutkumuzu gerçekleştirmek için gerçekten tamamlayabileceğimiz küçük görevler halinde ayırmamızı ve bunlara göre hareket etmemizi sağlayan dar bir odağa nasıl ayarlayabileceğimizi öğrenmemiz gerekir. Çünkü en karmaşık şeyleri bile küçülttüğümüz zaman basitleştirme becerisine sahip oluruz.

Değişim ve büyüme için odağınızı daraltın

Dar bir şekilde odaklanmanın ilk prensibi, karmaşık şeyleri parçalara ayırarak daha basit hale getirmektir. Dar bir odaklanma ile daha fazlasına ulaşmaya dair bir sonraki ilke, bu bağımsız parçalara nasıl yaklaştığımız olacak.

Aynı anda çok fazla şey yapmaya çalıştığımız için işleri kendimiz için zorlaştırma eğiliminde oluruz. Eskileri bitirmeden yeni projelere başlarız. Başladığımız işleri bitirmeden yeni işlere başlarız. Bir sonraki şeye (bir sonraki konuya, sanata, uygulamaya ya da göreve) daha ilkine derinlemesine girmeden başlarız; bunu, onlarca topu havaya atıp tutmaya çalışırken çılgın, huysuz ve stresli hale gelene kadar ve hatta ilk etapta kendimizi bu duruma nasıl düşürdüğümüzün tam olarak bilincinde olmadan yaparız.

Her şey çok yüzeyseldir; çünkü insanlar aslında hiçbir şeyin derinliklerine inmeden bir şeyden diğerine sıçrarlar. Ve neden değişmediğimizi, neden tatmin olmadığımızı ve neden hiçbir yere gitmediğimizi merak ederiz, neden basittir; çünkü genel olarak, bir şeyi gerçekten öğrenmek ve somutlaştırmak için ve bizi değiştirmesine izin vermek için o şeyde nadiren uzun bir süre kalırız.

Çoğumuz için bu anlayış ile rahatsız edici olan gerçek, bu felsefenin özünde yer almaktadır. Hayatlarımızda gerçek bir ilerleme kaydetmeye başlamak ve hayatımızın geri kalanında, kendimizin tüm yönlerinde ve yapmayı seçtiğimiz şeyde bu yukarı doğru ilerlemeyi, büyümeyi, evrimi, yaratıcılığı ve öğrenme döngüsünü sürdürmek ve olaylara farklı şekilde yaklaşmak için kendimizi yeniden eğitmemiz gerekir. Hayatımı adadığım ve bir dereceye kadar başardığım ve tüm insanlar için arzuladığım ideal budur. Bu sürekli büyüme, ilerleme, yaratıcılık ve öğrenme durumunun tüm insanların temel arzusu olması gerektiğine inanıyorum; çünkü eğer bu, üzerinde çalıştığımız şey değilse o zaman tüm bunların amacı nedir? Hayatı yaşamanın ve bir şey yapmanın anlamı nedir?

Bu kavramı örneklemek için bir kez daha dil öğrenimi analojisini kullanacağım. Gerçekte, yeni bir dilde temel akıcılığa ulaşıncaya kadar (bunu, kendinizi ifade etmeye dair temel yetenekle birlikte konuşulan dili anlamanın bir derecesi olarak görüyorum; aklınızdakileri söylemek, bir şeyler istemek, basit bir düşünce ya da hissi ifade etmek, yani kısacası, kendinizi anlaşılır kılmak için), bu temel seviyeye ulaşana kadar elinizde hiçbir şey yoktur. Elinizde, kelimenin tam anlamıyla kendi başlarına hiçbir şey için veya hiçbir şey yapmak için kullanılamayan, ezberlenmiş kelimeler koleksiyonundan başka bir şey yoktur.

Bunu her şeye uygulayabiliriz. Yoga, dövüş sanatları, dans, sanat, müzik, bilim ya da tarih dünyasındaki herhangi bir konuyu anlamak: Temel akıcılığa ulaşana kadar, kendinizi ya da bazı zamanlar bildiklerinizi ifade edebileceğiniz ilk aşamaya kadar, bir şey başarmış ya da öğrenmiş sayılmazsınız. Kendinizi gerçekten geliştirmediniz ya da önemli bir şekilde değiştirmediniz, çünkü bilginiz henüz içselleşmiş değil. Tüm bunları gerçekten birleştirmeden ve olduğunuz kişiye doğru içselleştirmeden bardağınızı doldurdunuz (Bunu, bardağınızı boşaltmanın gerçek anlamının temel bir unsuru olarak görüyorum: Bildiğiniz şeyleri “unutmak”; çünkü bunlar bilinçsiz bilgi ve beceri haline geldi. Yani, yeni bilgileri ve fikirleri almak için berrak ve açıksınız).

İşte bu nedenle daha dar bir odak uygulama becerisine ihtiyacımız var. Çünkü bu olmadan bazı şeylere daha derinlemesine inemeyiz, bir yandan hayatımızı değiştirerek ilerleme kaydedebileceğimiz, diğer yandan da bizi yavaş yavaş değiştirmelerine izin verebileceğimiz noktaya gelemeyiz.

Öğrendiklerimizin, yaptıklarımızın ve sanatımızın bizi daha fazla etkilemesine, nasıl düşündüğümüzü ve hissettiğimizi, kendimizi nasıl ifade ettiğimizi ve ayrıca öğrenip gelişebilmemiz için dünyayla ilişki kurma şeklimizi değiştirmesine izin vermeliyiz. Ama bunu öyle yapmalıyız ki değişiklikler; kendi bilginizden, iç görünüzden, tutkunuzdan ve keşfinizden doğmalıdır. Hayatlarındaki eylemlerde kim ve ne oldukları gerçeğini nasıl ifade edeceğini anlamayan birinin işaretleri olan acı, olumsuzluk ve başarısızlıkla çarpıtılmanın ve sertleşmenin aksi şekilde olmalıdır. Bu şekilde kendimizi yeni yollarla keşfetmeye ve ifade etmeye başlayabiliriz. Ve bu yollar, gerçektir ve özümüzde olduğumuz kişi için doğrudur.

Kısacası odak noktamızı daraltmak, dikkatimizi verdiğimiz şeyi bitirmek ve çözmekle ilgilidir. Bu yapmak sadece “bir şeyleri halletmek” ya da “daha hızlı ve verimli şekilde öğrenmek” veya “karmaşıklıkla başa çıkmak” ile ilgili değildir; ancak tüm bunları da yapmamızı sağlar. Kişisel gelişim ile, yaptığımız işte ilerleme ve sürekli olarak kendimizde ve hayatlarımızda engelleri ve karmaşayı kaldırarak sürekli iyileştirme yapmakla ilgilidir; bu sayede kendimizi aynı engellerin ve hataların sonsuz bir şekilde tekrar eden döngülerinde acı çekmekten kurtarabiliriz. Ancak zorlukları ve mücadeleleri ortadan kaldırmanıza yardımcı olmayacaktır, çünkü amacımız bu değil. Zorluklar ve engeller, nasıl öğrendiğimiz ile ilgilidir. Bunun yerine sizlere bunları daha etkili bir şekilde ele almanız ve gelişmeniz için gereken araçları verecektir.

Zaman ayırabileceğimizden daha fazla projeye başlayarak ve bir projeyi ya da görevi bitirmeden diğerine ilerleyerek aslında hiçbir şeyi gerçekten bitirmeden ve hiçbir yere gitmeden her şeyden biraz yaparız. Sonuçta ise hiçbir ilerleme göstermeyiz, gelişmeyiz. Bu ise başladığımız şeyi bitirdiğimiz, öğrenilmesi gerekenleri öğrendiğimiz, başarmak için yola çıktığımız şeyi başardığımız ve böylece o aşamayı tamamladığımızı bildiğimiz ve özgür bir şekilde başka bir şeye, yeni bir şeye devam edebildiğimiz zaman kalbimizde ortaya çıkan sona erme duygusunu hiçbir zaman ilerleyemeyeceğimiz anlamına gelir; bir sonraki aşamaya can çekişmeden, dırdır etmeden, tamamlanmamış olan şeye bağlı kalmadan geçmektir. Kısacası dar bir odağa sahip olmak, hayallerimiz doğrultusunda sürekli ve istikrarlı bir şekilde insan olarak evrimleşme ile spiritüel varlıklar olarak kendimizi tam olarak ifade etme yeteneğidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir