Herkese merhaba! Bu yazıda, sevgili dostum Eylem Şenkal ile doğru insanları kendinize çekebilmenin 7 yönteminden bahsedeceğiz…

Medenileştikçe, yaşlarımız da ilerledikçe, iletişim biraz daha kopuyor. İkili ilişkilerde yanlış anlaşılmalar ve egolar devreye giriyor. Doğru kişi olsa bile, bazen yaptıklarımızla ya da yapmadıklarımızla bu kişileri kaçırabiliyoruz.

  • Duygusal eşleşme önemli.

Bizler, biyolojik varlıklarız. Bana, istediğiniz kişinin özelliklerinden bahsedebilirsiniz. O özelliklere sahip 2000 kişiyi sıralarız ama dersiniz ki, “Bu özellikler bunlarda var ama bunlar değil!”. Bunun sebebini Helen Fisher 1992 yılında açıkladı.

Helen Fisher; Aşkın Anatomisi başlıklı kimyasal çekimle alakalı bir kitap yazdı. Bu kitapta, dört farklı hormondan bahsetti. Kişi, aşık olduğunda; dopamin, östrojen, testosteron ve serotonin hormonları salgılamaya başlıyor. Bu salınımı aynı oranda olan insanlara doğru yöneliyoruz.

Kişinin enerji boyutu çok önemli. Örneğin; dopamin hormonu, kişiyi daha enerjik, daha yaratıcı ve cesaretli kılıyor. Serotonin hormonu bizi daha itinalı, özenli, düşünceli kılıyor. Testosteron hormonu analitik düşünmeyi ve konulara daha mantıklı öngörüyor. Östrojen; o hayal kurma tarafını da veriyor. Bunların toplamında, kişiler birbirine doğru çekiliyor.

Tabi, burada vücut dili de devreye giriyor. Yani, kim sizden hoşlanıyor? Kim size doğru eğiliyor, kim dinliyor?

  • Beden dili de önemli

Beğendiğiniz birinin ayakları sizi gösteriyorsa ve sizinle ilgili soru sormaya başladıysa, demek ki size karşı bir ilgisi var. Hoşlanan kişinin göz bebekleri büyür. Çok hoşlanıyorsa kekelemeye başlayabilir. Ardından da, böyle anlamsız bir gülümseme belirir.

Biraz önce hormonlardan da bahsettik. Dopamin hormonu, insanı esprili hale getirir. Yaratıcılık da arttığı için; eğlenceli olmaya, espri yapmaya başlarsınız. Bunu, elinizde olmadan yaparsınız. Karşılıklı olarak, vücut dilinden aldığınız sinyallerle sizden hoşlanıp hoşlanmadığını anlayabilirsiniz. Bedenin nereyi gösterdiği önemli değil; ayak parmakları sizi gösteriyorsa, durumu aslında size anlatıyor demektir.

Ek olarak; bizler 10-12 saniye arasında bir kişiden hoşlanıp hoşlanmadığımıza karar veririz. O kadar hızlı gerçekleşir ki! Ancak, bunu biz bilinçli yapmıyoruz, bilinçaltından yapıyoruz ve sonrasında devam ediyoruz. Beynimiz bunu ispatlamaya çalışıyor; ancak, 10 saniye içerisinde o kişiden hoşlanıp hoşlanmadığımıza karar vermiş oluyoruz.

Sesiniz incelir. Hoşlandığınız kişiyle daha ince bir ses tonuyla konuşursunuz. Hepimizin tonları var. Çocuğumuzla konuştuğumuz bir ton var, annemizle konuştuğumuz bir ton var. Eğer bir yöneticiysek, çalışanlarımızla konuştuğumuz bir ton var. Ancak, aşık olduğumuz kişiyle; kadınlar olarak, biraz daha yüksek ve ince bir ses tonu ile konuşuyoruz. Erkekler de seslerini biraz daha kalınlaştırıyor.

  • Çekici hissetmek

Sabah uyandığımızda, her gün aynaya bakıyoruz. Bize alışıyoruz ve çok normal gelmeye başlıyoruz. Sonrasında, başkaları tarafından güzelliğimiz ya da bir özelliğimiz onaylandığında, onu vurgulamaya başlıyoruz.

Birisi bizi beğenmediyse, aynaya onların gözüyle bakmaya başlıyoruz. Özgüven de kas gibi; geliştirdikçe büyüyor, geliştirmedikçe küçülüyor. Çekici hissetmediğimizde, karşı taraf da bizi çekici hissetmiyor. Dolayısıyla, önce kendimizi beğenmeli, kendimizdeki güzel yanları görmeliyiz. Biz, birbirimize kendi düşündüğümüz gibi bakmıyoruz. Bütün olarak bakıyoruz; ses tonu, bakışı, kullandığı kelimeler, yaklaşımları, vücut dili, bütünüyle bakıyoruz. Yani, burnu, ağzı nasıl, kırışıklığı var mı diye bakmıyoruz. Özellikle, erkekler hiç böyle bakmıyor.

Kadınlarda XX kromozomu ve erkeklerde XY kromozomu var. Onlarda bir tane X kromozomu olduğu için, erkekler kadınlar kadar renkleri canlı görmüyorlar. Kadınlar, daha fazla canlı görüyorlar. Bu nedenle; renk körlüğü erkeklerde daha fazladır. Dolayısıyla, erkekler bizi bizim gördüğümüz gibi görmüyor, bütünsel olarak bakıyor. Onun için, kendinizi bütünsel olarak değerlendirmelisiniz. Yani; içinizi doldurmak, ses tonunuz, yaklaşımınız, olaylara bakış açınız, verdiğiniz cevaplar, imalar, bunlar sizi güzelleştiren özelliklerdir. Sadece dışsal bir temizlik ya da güzellik, güzelliğinizi belli eden bir şey değil.

Araştırmalara göre; samimi ve içten insanlar daha çekici bulunuyor. Bir film vardı; kadın kiloluydu ama kendini çok güzel görüyordu. Kendini ne kadar güzel hissediyorsa, diğer insanlar da ona bakarken artık güzellik görmeye başlıyor. Bu, insan psikolojisinde de var. Siz kendinizi ne kadar güzel hissederseniz; o enerjiyi yaydığınız için, insanlar da öyle hissediyor.

Bir örnek verelim…Bir insan var; omuzları içe dönük, suratı asık, kambur oturuyor. Bu insan benden para istese, geri vermeyeceğini düşünerek para veririm. Borç istediği için, güvenle “bana geri öder” diyebilir misiniz? Omuzları dik oturan birisi, “Şu kadar paraya sıkıştım” dese, hemen çıkartıp verebiliriz. Enerji, duruş ve hal beni ben yapar ve insanlara da onu gösterir.

  • Cesaret ve cömert davranmak

Her şey enerji! Örneğin, ben rujumu kaybediyorum ve bana tekrar geri geliyor. Çünkü, o benim ve bana geliyor.

İnsanlar da böyle. Sizinle aynı frekansta, sizin anlayışınızda, sizin bakış açınızdaki insanlar orada kalmak istiyor. Günümüzde; gülen, espri yapan ve hayata öyle bakan insanlara o kadar ihtiyacımız var ki. Sürekli dertlerden söz ediyoruz. Kime dokunsan bir derdinden söz ediyor. Çok fazla dert duymak istemiyoruz, artık.

Dünyanın neresine bakarsak bakalım, birçok felaket haberinden söz edebiliriz. Bu nedenle, etrafımızda neşe dolu bakan, hayatla baş edebilen insanlar istiyoruz.

  • Coşkulu ve yaratıcı olmak

Sıradan şeylerin içerisindeki güzel şeyleri gören insanlar çekicidir. Sürekli “bu kötü”, “bu iyi olmamış”, ona ne sunarsanız sunun mutlu olmayan insanlar, belli bir süre sonra itici olurlar. Somurtan insanların da çok fazla yanında durmak istemeyiz. Belli bir süre sonra, negatif enerji yaymaya başlar ve o enerji sizi iter. Bunlar sosyal hayatta, iş ilişkilerinde ve arkadaşlık ilişkilerinde de geçerli.

Soğuk ve uzak duran insanlar var. Onları havalı buluyorlar. Çok yoğun bir değersizlik duygusu yaşayan kadınlar ve erkekler, genel olarak kötü hissettiren, kötü konuşan insanlara çekiliyorlar. Burada, aslında patolojik bir durum var. Çünkü, ailesinde kurduğu bağda, annesi ile olan ilişkisi içerisinde negatiflikler varsa, annesiyle bağını iyi kurmadıysa; annesi gibi davranan insanları seçiyor ve onun doğru olduğunu düşünüyor. Çünkü, “böyle yapıyordu ama annem/babam beni seviyordu” diye düşünüyor.

Çocuk için anne ve baba iki kahramandır. Onlar bir şey yapıyorsa, doğru yapıyordur. Çünkü, beyin gelişimi onun yanlış olduğunu anlayabilecek kapasitede olmadığı için, büyüdüğünde de onu sürdürmeye başlıyor. İlişkilerini, ailesiyle kurduğu gibi yapıyor. Bu da, açıkçası sağlıklı bir zihin değildir.

Kişinin davranışlarından bizden hoşlanıp hoşlanmadığını nasıl anlayacağız? Ya da biz nasıl belli edeceğiz?

Hoşlanan insan dokunur. Koluna dokunur, eline dokunur, bir şekilde hissetme ihtiyacı duyar.

Japon kıyafeti kimonoda, sırtın her yeri kapalıdır; sadece, enseden aşağıdaki sırta doğru olan kısım açıktır. Orası, hepimizin en çok etkilendiği yer. Dokunduğumuz an irkiliriz. Bu nedenle, hoşlandığın kişiye, oraya hafif bir dokunuş yapmanız, size ilgisinin çekilmesini sağlayan bir durumdur. Bunu, tabi ki aşırıya kaçırmadan yapmalısınız. Zarifçe bir dokunuş, bir anda farklı bakışı algılamasını sağlar.

Bununla ilgili, daha detaylı bilgiler de paylaşacağız. Bugünlük bizden bu kadar. Şimdilik hoşça kalın!