Kriz anlarında mindfulness ve spiritüalite

Kriz anlarında mindfulness ve spiritüalite

Dünyadaki ani ve büyük şiddet eylemlerinin ortak bilincin titreşimi üzerinde güçlü bir etkisi vardır.

Ortak bilinci bir terazi gibi düşünün:

Sevgi temelli enerjiler ve korku bazlı enerjiler arasında her zaman hassas bir denge vardır. Eğer terazinin kefesi sevgiye doğru inerse ortakin titreşimi yüksektir. Korkuya doğru inerse ortakin titreşimi düşüktür.

Bireysel olarak hepimiz bu enerji oyununu hayatlarımızda hissederiz. Hayata dair devamlı olarak şikayetlerde bulunan bir arkadaş veya aile üyeniz var mı? Her şeyleri yanlış gidiyor gibi mi duruyor? Onların yanındayken nasıl hissettiğinizi fark ettiniz mi? Enerjisi çekilmiş, üzgün ve moralsiz. Peki ya gününüzü neşelendirebilen insanlara ne demeli? Onlar iyi titreşimler yayarlar ve bu insanlara kötü günlerinizde güvenebilirsiniz.

Şimdi bu küçük, bireysel enerji değişimlerini alın ve onları tüm gezegene yayın. Görüyorsunuz, hepimiz bir bütündeki titreşimlere katkıda bulunuyoruz. Temelde, dünyada ne kadar çok bu tip insan olursa, ortak bilincin kefesi o kadar korku bazlı enerjilere doğru eğilecektir.

Teraziyi bir düşünün. Gezegende bir anda büyük çaplı bir şiddet olayı ortaya çıkarsa ne olacağını düşünün. Birdenbire korku bazlı enerjinin görüntüleri, bilgileri tarafından bombalanırız. Terazi bir anda korkuya kayar.

Bu nedenle şiddete tepki vermek ve daha fazla şiddet eklemek çok yaygındır. Korku bazlı enerjiye dalmak ve bu şekilde devam etmek çok cezbedicidir.

Ancak daha odaklanmış, uyanmış insanlar olarak tüm bunlarda bir tercih olduğunu görebiliyoruz. Terazinin dengesini değiştirme konusunda özgür irade büyük bir yer kaplıyor. Ne kadar güçlü olduğumuzu fark ediyoruz.

Her birimiz farkında olsak da olmasak da ortak teraziye kendi katkımızı yapıyoruz. Yılda 365 gün, 24 saat enerji yayıyoruz. Bunu farkındalık düzeyimizden bağımsız olarak yapıyoruz.

Bilinçli de olsak bilinçsiz de olsak teraziye her gün dokunuyoruz.

Peki ortak bilincin titreşimine devamlı olarak katkıda bulunabilen bu kadar güçlü varlıklarsak, bu gücü teraziyi sevgiye döndürmek için nasıl daha iyi kullanabiliriz?

Gezegene ve şiddet olaylarına bulaşmış olanlara nasıl yardımcı olabiliriz?

Dünyadaki şiddet dolu bir eylemin hemen ardından ne yapabiliriz?

Sevgi Titreşimi Tutun

“Umutsuzluk hissettiğimde, dünya tarihinde gerçek ve sevginin her zaman kazandığını hatırlıyorum. Her zaman tiranlar ve katiller oldular ancak bir zaman dokunulmaz gibi görünseler de en sonunda her zaman düştüler.” – Mahatma Gandhi

Korkunç, şiddet dolu olaylar gözlerimizin önünde ortaya çıktıklarında, içimizdeki ilk duygu genelde korkudur. Ürkeriz, panik yaparız, donarız. Sonra hızlıca diğer duygular gelir: kızgınlık, öfke, gücenme ve şüphelenme. Şiddet ortaya çıktığında, hemen “geri ödemek” ve “kötüleri bir araya getirmek” için harekete geçeriz.

Sosyal medya ve ana akım medya kanalları giderek daha fazla şiddet, korku sahneleri ile doluyor. Ve tüm bu karmaşanın orta yerinde, ortak bilincin titreşimi hızlıca düşüyor.

Bu tip zamanlarda yapabileceğiniz şey en güçlü ilacı ortaya koymak: Sevgi.

Eğer kendinizi bir sevgi titreşimi içerisinde tutabilirseniz, korku bazlı zehrin panzehiri haline gelebilirsiniz.

Peki dünya cehenneme dönerken sevgi titreşimine nasıl tutunabilirsiniz? Durumu kişisel düzlemde değerlendirmek istiyorum.

Başka bir ülkedeki büyük bir şiddet hakkında düşünmek ve hiç bilmediğiniz insanları buna dahil etmek yerine, durumun evinize daha yakın olduğunu hayal edin. Kendinizi sevdiği birisini kaybeden bir arkadaşınızın yerine koyun. Yas tutan birisine ne derdiniz?

Kendi deneyimlerime göre yas tutan birisine baş sağlığı dilemenin en iyi yolu onu sevmektir. Kelimelere gerek yok. Sadece o kişinin yanında sessizce oturun ve onlara sıcak bir şekilde sarılarak çektikleri derin acı konusunda yardımcı olun.

Acı içindeki bir arkadaşınızı sevmenizle aynı şekilde, tüm bir şehir ve ulus için de bunu yapabilirsiniz. Esasında, hepimiz birbirimize bağlıyız ve yabancı gördüğümüz insanları bile sevebiliriz. Ama bundan fazlası var. Şiddet olaylarına bulaşmış olan herkese sevginin enerjisini gönderebiliriz, bu şiddeti uygulayanlara bile.

Sevdiklerini kaybeden insanların sevgilerini aile ve arkadaşlarını öldüren insanlara gönderecek duygusal konumda olmaları algılanamaz gibi görünebilir. Bir gün sevgi ve affetme pozisyonunda olabilirler, veya olmayabilirler. Ancak şiddet olaylarına dışarıdan bakan gözlemciler olarak sevgiyi onlar adına yapabiliriz. Bir gün kendimiz sevdiğimiz bir insanı bir şiddet olayında kaybedersek, derin koşulsuz sevgilerini bizim için gönderecek olan birileri de olacaktır.

Şiddetin korkunç acısının nasıl bir deneyim olduğunu hayal bile edemem. Ancak insanlar olarak bizlerin bu tip kayıplar ile bağlantılı bir dizi duyguyu hissetmesi oldukça normaldir. Acı, kızgınlık, öfke ve hiddet. Bunlar yaşamımızda deneyimlediğimiz duygulardır. Ancak yaşam yolundaki yoldaşlar ve insanlar olarak bizler, başka birisinin acısına ekleme yapmadan onu gözlemlemeyi öğrenebiliriz.

Yanlış anlamayın: şiddetli dünya olaylarına kızgınlık, hiddet ve diğer düşük frekanslı duygular ile tepki verdiğimizde, zaten varolan acılara daha fazlasını eklemiş oluruz.

Acıya şahit olabiliriz ama bu sırada kendimizi sevgi pozisyonunda tutabiliriz.

Sevgi Titreşimini Tutmak İçin Eylem Adımları

A

Gezegende şiddet ortaya çıktığında ve olaylara dair devamlı bir akışı almaya başladığınızda, hemen korku ve panik moduna girmeye direnin. Kendinizi haberleri dinlerken bulunca, derin bir nefes alın, gözlerinizi kapatın ve şiddetin çıktığı fiziksel yere sevgi enerjisini gönderin. Genelde şu mental mantrayı da ekliyorum: “Sevgi bu şiddete dahil olan herkesi iyileştirsin.”

B

Eğer kendinizin şiddetle bir ilişkisi yoksa, sizi bombardımana tutan bilgi kaynaklarından geri durun. En azından geçici olarak. Örneğin, bir yerde bir çatışma olursa ve orayla hiç bağlantısı olmayan bir yerdeyseniz, o yere ait olan haberlere bakmayın.

Bilgi akışlarının ilk aşaması korku, panik ve dezenformasyon ile dolu olabilir. Şiddet eyleminin orta yerinde gerçekleri kontrol etmek öncelik olmaz. Acil tepki verenlerin önceliği insanları hayatta tutmak ve güvenliğe taşımak olur. Pek çok ana akım medya kaynağının önceliği şiddeti güçlendirmek ve abartmaktır.

Kavgaya Karışmaya Direnin

Dünyada bir tür kriz ortaya çıktığında, ortak bilincin enerjisi korku bazlı enerjilere doğru geçer ve öfkenin gelmesi de çok uzun sürmez. İnsanlar alevlenir, görüşler keskinleşir ve yakın zamanda ayrılık bilincinin egoist eğilimi hüküm sürer. Onlara karşı biz düşüncesi yerleşir.

Bu zamanda bilinçsiz hale gelmek çok kolaydır. Kendimizi bilinçsizliğe verdiğimizde, korku bazlı bir dalgaya teslim oluruz.

Şunu daha önce yaşadığınızdan eminim:

Facebook akışınızda dolanıyorsunuz ve arkadaşlarınızdan bir tanesi dünyadaki ABC şiddet olayına dair bir paylaşım yapıyor. Paylaştığı şey sizi rahatsız ediyor ve yorum yapma ihtiyacı hissediyorsunuz. Diğerleri de bu tartışmaya katılıyor ve kendinizi bir online tartışma içinde buluyorsunuz.

Şimdi size şunu sormama izin verin: bu sosyal medya kavgasının ardından nasıl hissettiniz? Daha da önemlisi: kavga dünyadaki herhangi bir şeyi değiştirdi mi? ABC olayını daha iyi hale getirdi mi veya çile çekenlere iyi geldi mi?

Dünyada trajik bir olay olduğunda herkesin ona dair söyleyecek bir şeyi olur. Bazıları daha çok şey söyler ancak başka bir seçenek şöyle:

En azından hemen sonrasında hiç bir şey söylememeyi tercih edebiliriz.

Doğru değil mi? Bunu şu şekilde düşünün: sosyal medyada geçirdiğimiz her dakika, bir problemi nasıl çözeceğimize dair yaptığımız tartışmalarda birinci adımı uygulamayı unutuyoruz: sevgi titreşimi.

Yani başka şekilde anlatmak gerekirse, sosyal medyada tartıştığımız her dakika, o an sevgi enerjisine ihtiyaç duyan insanları unutuyoruz.

Sizi Kavgadan Uzak Tutacak Adımlar

A

Yukarıda dediğim gibi, telefonunuzu kenara koyun. Bu kadar basit. Hepimiz özgür iradeye sahip yetişkinleriz, robot değiliz. Kendinizi gelen bilgi akışından koparın.

Kendinize güzel bir çay hazırlayın veya biraz koşun. Sadece telefonu bırakın.

B

Peki kendinizi telefonunuzu tutarken bulursanız ve sosyal medya akışınızda dolanıyorsanız, ABC olayına dair kimseyle aktif olarak etkileşime girmeyin. Bunu en azından geçici olarak yapabilirsiniz değil mi? Sadece kaydırmaya devam edin ve sonra telefonu elinizden bırakın. Tekrar ettiğimi biliyorum, bunu yapmamın bir amacı var!

Karşıt Görüşleri Arayın ve Düşüncelere Hafifçe Tutunun

“Gerçek, o an öyle olduğunu düşündüğümüz şeydir.” – Luigi Pirandello

Şiddet olayının ilk panik ve kaos dalgası geçtiğinde, altta yatan sebeplere dair daha fazla araştırma yapmamız, probleme nasıl yaklaşacağımızı değerlendirmemiz ve ilerlemek için atılacak adımları düşünmemiz oldukça doğaldır. Burada favori alıntım devreye giriyor:

“Gerçeği aramayın, sadece görüşlere değer vermeyi bırakın.” – Seng-Ts’an

Bu noktada, hepimizin beynin ve zihnin nasıl çalıştığını hatırlamamız çok önemli. Beynimizle birlikte duyularımız, dünyayı bize kendi altta yatan önyargılarımıza göre göstermeye hazırdırlar.

Dünyayı olduğu gibi değil, kendimiz olduğumuz gibi görürüz. Gerçek dediğimiz şey aslında kendi iç yargılarımızla bir uyum içerisinde olan inançlar ve durumlar setidir. Bilim bize zaten inandığımız şeylere dair gözleme, alma ve işleme konusunda özel olduğumuzu gösteriyor. Beynin bu eğilimi normaldir. Bununla savaşmaya çalışmak yerine bunun farkında olmamız gerekiyor.

Dünyanın benim inandığım halinin başkalarının inandığı halinden temel olarak farklı olduğunun farkında olmak, şunu yapmamı sağlıyor:

İnançlarımı veya başkalarının inançlarını savunma ihtiyacını bırakmak.

Kendi gerçekliğimin sizin gerçekliğinizden farklı olduğunu bilirsem, neden savunayım ki? Bu bana sadece bir çılgınlık olarak geliyor. Ancak görüşlerimize o kadar hafif şekilde tutunabiliriz ki, bu sayede insanların söyledikleri bizi rahatsız etmez. Eğer hep bu şekilde yaşayabilirsek, başkalarının görüşlerine karşı da daha açık hale geliriz. Bunu yaptığımızda, yeni bir anlayış dünyası karşımıza çıkar. Doğru olma ihtiyacımızı kenara koyar ve başkalarının dünyayı nasıl gördüklerini aktif olarak dinlersek, bizi ayıran şeylerden çok birleştiren şeyler olduğunu görebiliriz.

Bunun hala domine eden ortak paradigmadan ne kadar farklı olduğunu anlayın. Eğer sosyal medyadaki insanların davranışlarına yakından bakarsanız, bu platformları çoğu zaman monologlar için kullandığımızı fark edebilirsiniz.

Pek çoğumuz sosyal medya platformlarını megafon gibi kullanıyoruz.

Katı görüşlerimizi buluta gönderiyoruz ve karşıt görüşleri dinlemeyi reddediyoruz. Peki bu katı şekilde yaşama sırasında dünyadan nasıl bir şeyler öğrenebiliriz? Başka birini gerçekten anlamak yerine dünyaya dair kendi görüşlerimizi korumaya çalışırken herhangi bir şeyi nasıl çözebiliriz?

Görüşlerinize Hafifçe Tutunmak İçin Eylem Adımları

A

Görüş ve inançlarımın katılaştığını hissettiğimde, egomun kavrayışını gevşetmek için şu basit ancak güçlü mantrayı kullanırım:

“Haklı olabilirim, haksız da olabilirim.”

Bu kelimeleri zihninizden tekrar ettiğinizde, iç ortamınızın nasıl daha az katı ve daha fazla huzur dolu olduğunu fark edeceksiniz.

B

Aktif şekilde sizinkinden tamamen farklı olan dünya görüşlerine ve tercihlere bakın.

Buna “balonumu patlatmak” adını veriyorum.

Beyinlerimizin sadece hali hazırda inandığımız şeyleri görme eğilimi olduğunu bildiğimiz için, buna karşı gelmek için başka inanç ve görüşleri bilinçli olarak arayabilirsiniz.

Bu, kendimizi nefret dolu, kızgın ve iğneleyici içeriklere maruz bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Temelde medeni ancak yine de bizimkinden farklı olan görüşleri aramamız anlamına geliyor. Hatta en etkileyici ve göz açıcı sohbetlerim hep anlaşmazlık yaşadığım insanlar ile oluyor. İki taraf da kendi görüşlerini hafife aldığında, birbirimizden çok şey öğrenebiliyoruz. Bunun sonucunda merhamet ve empatiye gün doğuyor: başka birinin ayakkabıları ile yürümenin nasıl hissettirdiğini anlıyoruz.

Dünyaya Ne Yansıttığınıza Odaklanın

“Düşüncelerinizi seçerek ve dışarı hangi duygusal akıntılarınızı salacağınızı ve hangilerini güçlendireceğinizi seçerek ışığınızın kalitesini belirlersiniz. Başkaları üzerinde yaratacağınız ve yaşamınızdaki deneyimlerin doğasını belirlersiniz.” – Gary Zukav

Her birimiz söylediklerimizden, yaptıklarımızdan ve yaydığımız enerjiden sorumluyuz. Bu dijital çağda, sorumluluğun yeni bir anlamı var. İnternet yokken, görüş ve eylemlerimiz genelde daha yereldi çünkü daha az sayıda insanı etkilerdi.

Eğer güçlü görüşlerinizi bir aile yemeğinden belirtseydiniz, bundan sadece 10 kişi etkilenirdi. Şimdi bu durum değişti. Ağzınızdan çıkan kelimeler küresel olarak duyulabilir veya okunabilirler.

Bu çoğaltıcı etki kişisel sorumluluğu farkındalığımızın temeli haline getirmeli.

Söyledikleriniz, yaptıklarınız ve yaydıklarınızın sonuçları vardır. Bu sonuçlar iki temel şemsiye altında değerlendirilebilirler:

  • Ortak bilince merhamet ve sevgi eklersiniz.
  • Ortak bilince korku eklersiniz.

Olabildiğince basit hali bu. Ya bir sevgi enerjisi gönderirsiniz, ya da korku enerjisi gönderirsiniz. Yaptığınız tercihin sizin ve dünyadaki herkes için direkt sonuçları olacaktır.

Dijital çağ ve küreselleşmenin etkilerinden çok bahsettik. Çoğu zaman dünyamız aşırı bağlı oluyor. Ve bana göre, bu muhteşem. Teknolojiyi ve onun bilincin evrimi konusundaki temel rolünü seviyorum. Ancak modern hayatın pek çok mucizesi gibi, teknoloji de hem sevgi hem de korku titreşimlerini güçlendirmeye yarayabiliyor.

Yansıttığınız Şey Konusunda Bilinçli Olmak İçin Eylem Adımları

A

Herhangi bir şey söylemeden veya yapmadan önce kendinize şu soruyu sorun:

“Sevgi nedeniyle mi korku nedeniyle mi konuşuyorum/yapıyorum?”

Örneğin birisinin Facebook paylaşımına yorum yaparken nasıl hissettiğinizi fark edin. Derin bir nefes alın ve iç çevrenizin durumunu hissedin. Ajite mi oldunuz, sinirlendiniz mi, alındınız mı?

Eğer öyleyse, tek kelime yazmayın. Sadece yapmayın.

Etkileşime girmeyin, öfkenizi ifade etmek için o kişiyi aramayın, ne kadar alındığınıza dair uzun bir e-posta göndermeyin. Sadece derin bir nefes alın ve dönün. Bunun yerine görüşünüzü içe çevirin ve neden alındığınızı, kızdığınızı anlayın. Bunun sebebi kendi dünya görüşünüze sıkı sıkıya bağlı olmanız mı? Eğer öyleyse, kendiniz ve başkaları için yapabileceğiniz en iyi şey bu sıkılığı gevşetmektir.

Şimdi bunun anlamı görüşlerimizi seslendirmeyi tamamen bırakmamız değil. Hiç değil. Dünyaya bakışımızı açık edip bu vizyonu başkaları ile paylaştığımızda, bu ortaklığın çeşitliliğini arttırır. Ancak korkudan ve sevgiden dolayı söylediğimiz şeyler arasında büyük bir enerji farkı olduğunun farkında olun.

Kızgınlık veya korku bazlı duygular nedeniyle konuştuğunuzda, başkalarının bu kelimeleri açıklıkla kabul etmeleri pek de mümkün değildir. Bunun yerine kalplerini kapatacaklardır ve kendi görüşlerini savunacaklardır. Saldırı modundayken açık, medeni bir sohbet gerçekleştirmek zordur, değil mi? Olacak olan şey karşılıklı saldır/savun tarzında bir tartışma olacaktır. Kalp ve zihinler bu şekilde nadiren değişirler.

Büyük Resmi Asla Kaçırmayın

“Çatışmanın gerçekliğini görmenin bir değeri vardır ve aynı şekilde güzelliği de görmek gerekir.” – Erin Northcott

Hepimiz gerçekten bağlıyız. Bize ayrılık hissini veren tek mekanizma egodur – yani zihnimizin “ben” kimliğini yaratan kısmıdır. Özel olarak, beynin sol yarısında ayrılık hissi yaratılır. Sağ yarısı işlere biraz daha farklı yaklaşır ve bu yarısında teklik ve büyük resim durur. Nörobilimci Jill Bolte Taylor şöyle açıklıyor:

“Sağ beynimiz büyük resmi algılar ve çevremizdekileri bize dair, bizim hakkımızda, bizim içimizdeki ve aramızdaki evrensel bir örtüde örülü olan enerji parçacıklarından yapılı olan her şeyi algılar. Her şey bağlı olduğundan, çevremdeki ve içimdeki atomik uzayda nerede olursanız olun yakın bir ilişki vardır. Enerji düzeyinde, senin hakkında düşünürsem, sana doğru iyi titreşimler gönderirim, seni aydınlıkta tutarım veya senin için dua ederim. Sonrasında iyileştirme niyetiyle enerjimi bilinçli olarak sana gönderirim. Senin için meditasyon yaparsam veya ellerimi yarana koyarsam, kendi varlığımın enerjisini seni iyileştirmek için kullanıyor olurum.”

Ego seviyesinin altına inerek, evrensel bağ temasına bağlanabiliriz. Koşulsuz sevgi, empati ve merhamet ancak teklik temelinde yaşarsak gerçekten hissedilebilir.

Temelde, başkalarına size davranılmasını istediğiniz şekilde davranın çünkü günün sonunda siz onlarsınızdır, onlar da sizdir.

Gezegende şiddet olayları gözlediğinizde, farkındalığınızda daima büyük resmi tutun:

Gezegenimiz sevgiye doğru evriliyor. Bir bütün olarak, daha fazla huzur ve sevgi içinde yaşıyoruz.

Ve en sonunda, sevgi daima korkuyu aşar. Her zaman. Hatta gezegenimizde sevgi her gün korkunun yerini alıyor. Terazi sevgiye doğru kayıyor. Ve bu nedenle daha fazla kutsanmışız.

Büyük Resmi Görmek İçin Atılacak Adımlar

A

Günlük olarak meditasyon yapın. Bu egomuzun altına inmek ve hayattaki tekliğe bağlanmak için en kolay yol. Günde 10 dakika meditasyon hayatınızı anlamlı şekilde değiştirecek.

B

Kalp merkeziniz veya çakranız ile bağlanmayı öğrenin. Kalpteki sevgi ve merhamet koltuğu ve onun gücü saniyeler içerisinde erişilebilirdir. Kalp Işığı egzersizimi sık sık kullanıyorum:

  • Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi başınızdan aşağı, göğüs bölgenize doğru verin. Kafatasınızdan bir ışık süzüldüğünü ve onun boğazınızdan kalbinize aktığını görselleştirin.
  • Farkındalığınız kalbe geldiğinde, onun yandığını hayal edin. Işık ilk olarak bir nohut kadar küçük olabilir ancak giderek daha parlak yanar ve boyutu artar, en sonunda kalp merkezinizden patlayarak çıkar.
  • Bu kalp temelli farkındalığı bir kaç dakika koruyun ve gözlerinizi açın. Kalbinizdeki farkındalığı gün boyunca korumaya çalışın ve bunun nasıl hissettireceğini görün.

Gezegende şiddet olduğunu her gördüğünüzde şu mantrayı kalbinize yakın tutun:

“Bu gezegendeki her şiddet eylemi için milyonlarca sevgi eylemi oluyor.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir