© 2017 Aysetolgaiyiyasam.com - Tüm Hakları Saklıdır.

Mutluluk öğrenilebilir bir durumdur!

Genetiğin, doğuştan getirdiklerimiz özelliklerin etkisi kesinlikle tartışılamaz. Sonuç olarak “soyaçekim” diye bir şey var değil mi? Her birimiz hoşumuza gitse de, gitmese de annemize, babamıza, halamıza, dayımıza bir yönden benziyoruz. Ama huylarımız, davranışlarımız, tavırlarımız aslında genetikten çok öğrendiklerimizden kaynaklanıyor. Bizler, doğumdan ölüme kadar gördüklerimiz, deneyimlediklerimizle hayatı, nasıl davranacağımızı ve nasıl biri olacağımızı belirliyoruz. Hal böyle olunca da; asabi mi, sempatik mi, sevimli mi, mutlu mu, mutsuz mu olacağımızı da aslında bu hayat boyu öğrendiklerimiz, bize öğretilenler belirliyor. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Evet, mutlu olmak bizim elimiz de, mutluluk düzeyimizi artırmak bize bağlı. Çünkü mutluluk da öğrenilebilir bir durum!

Şöyle ki; mutluluk seviyemizde genetik faktörler yaklaşık olarak % 50 oranında etkili olabiliyor. Yani biz genetik özelliklerimizi değiştiremiyoruz. Bu açık ve net! Ama mutlu olma durumumuzun diğer yarısını, genetikten geriye kalan % 50’lik dilimi değiştirebiliriz. Bu sebeple eğer mutlu olmak istiyorsak geriye kalan bu % 50’ye odaklanalım.

Biz, insanlar; istediği her şeyi yapabilecek, başarabilecek düzeyde yetenekli ve zeki olarak yaratılmışız. Öncelikle bunun kıymetini bilmek, hakkını vermek gerekiyor. İnsan dışındaki canlılar, içgüdüleriyle yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirip var olanla yetinmek durumundalar. Ama biz öğrenme yeteneğimizle hem kendimizi hem de dünyayı değiştirebiliriz. Bu bakımdan aslında bizlerin davranışlarında öğrenmenin payı çok büyüktür. Genetik faktörlerimizin bile ne kadarının, ne kadar etkili olacağını ayarlayabilir, kontrol altında tutabiliriz. Madem öyle neden mutsuzluktan yakınmak yerine, nasıl daha mutlu olabilirim diye düşünmüyor, çabalamıyoruz? Bu mümkün mü diye soracak olursanız, evet, mümkün!

Bizim yanıt bulmaya çalıştığımız bu karmaşık, ama bir o kadar da ilginç soruların yanıtını bilim insanları da arıyorlar ve bulduklarıyla bizlere yol gösteriyorlar. Bu bağlamda mutluluğa dair yapılan bilimsel çalışmalar mutluluk seviyemizin nasıl artırılabileceği ile ilgili çok çarpıcı veriler ortaya çıkarmıştır. Bu konuda uygulanan terapiler ve psiko-eğitim programları insanları mutluluğa dair ümitlendirmeye yetmektedir. Zira pozitif psikoloji alanı, mutluluğu artırma stratejileri ile ilgili araştırmalarla bu konuya ışık tutuyor. Hatta mutluluk araştırmacıları bu konunun üzerine heyecanla eğilmektedir.

Bu mutluluk araştırmacılarının en tanınmışlarından olan Sonja Lyubomirsky, bu konuda çok sayıda araştırma yapmış, yapılan diğer çalışmaları incelemiş ve bu konuya dair bir model geliştirmiştir. Geliştirdiği bu modelde, mutluluğun belirleyicilerini, mutluluğu ortaya çıkaran etmenleri 3 grupta toplamıştır.

Sonja Lyubomirsky’nin mutluluk modeline göre, mutluluğun belirleyicileri % 50 oranında genetik, % 10 oranında yaşam şartları ve demografik değişkenler (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, yaşanılan yer vs.) ve % 40 oranında amaçlı-niyetli etkinliklerdir. İşte tam da bu bağlamda mutluluk öğrenilebilir mi sorusunun yanıtı gözler önüne serilmiş oluyor.

Çünkü Sonja Lyubomirsky, özellikle % 40’lık amaçlı- niyetli etkinliklerin bizim kontrolümüzde olduğunu iddia ediyor. Bizim amaçlı – niyetli etkinliklerimiz bölümünde yapacağımız değişiklikler mutluluk seviyemizi etkileyebilir. Bizim bu amaçlı etkinliklerimizin içeriğinde; olumlu düşünme, iyimserlik, sosyal ilişkileri geliştirme, öz-saygı, dini (manevi-ruhsal) etkinlikler, egzersiz yapma, affedici olma, iyilik yapma, şükretme, yaşamda anlam ve amaç bulma gibi faaliyetler bulunmaktadır. Yani aslında bizi biz yapan, insani değerlerimizi ortaya çıkaran özellikler, iyi faaliyetler bizim mutluluk seviyemizi yükseltebiliyor. İşte mutluluk araştırmacısı Sonja Lyubomirsky göre, kişi yaşamı boyunca bunlardan kendisine uygun olan faaliyetleri seçip bunların üzerinde durup mutluluğunu artırabilir.

Mutluluk düzeyinizi artırmak için basit ama etkili 10 öneri

• Yaşam düzeni içinde iyimserlik ve olumlu düşünme; kişinin o anki durumu ve gelecekle ilgili olumlu beklentiler içerisinde olma durumudur. İyimser kişiler, yaşamda karşılaştıkları olumsuzlukların geçici, denetlenebilir, belli bir soruna özgü ve dışsal faktörlere bağlı olarak değerlendirirler. Kötümser kişiler ise sorunları kalıcı, kapsamlı ve kişiselleştirilmiş, sadece kendisine özgü olarak değerlendirirler. Yani iyimserlik, öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliktir ve mutlu olma üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

• Mutlu olmanın olmazsa olmazı ve belki de en önemli belirleyicisi olan etken kişinin sosyal ilişkileridir. Kişilerin başkalarıyla olan ilişkilerinin kalitesi, onların mutluluk düzeyinin de belirleyicisi durumundadır. Kişinin yaşadığı sosyal destek yetersizliği ve yalnızlık hissi ise mutsuzlukla birebir ilişkilidir. Bu bağlamda derin, doyurucu ve sağlıklı kişilerarası ilişkiler geliştirmeden bir kişinin mutlu olması pek mümkün de değildir.

• Kişinin özsaygısı ya da benlik saygısı da mutluluk açısından çok ama çok önemlidir. Özsaygı, bir kişinin kendisinden hoşnut olması olarak tanımlanıyor. İşte kişinin kendisini sevmesi, kendini değerli görmesi ve kendisinden memnun olması durumu özsaygı olarak adlandırılır. Kişinin bu kendinden hoşnut olma, kendini sevme durumu, kişinin bedensel özelliklerinden, psikolojik özelliklerine kadar kişiye dair hemen her şeyi kapsıyor.

Özsaygısı düşük kişilerin mutluluk düzeyleri de aynı oranda düşük oluyor. Size güzel bir haberim var; özsaygı da geliştirilebilir, yani kendi çabanızla geliştirebileceğiniz bir özelliktir.

• Yaşam içinde yapılan manevi ve ruhsal etkinlikler de mutluluk üzerinde çok etkilidir. Kişinin dini faaliyetlerle birlikte gelişen sosyal ilişkileri, yardımlaşma durumu ve olumlu davranışlar sergilemesi mutluluk düzeyi üzerinde etkili olmaktadır. Yani mutluluk düzeyimizi geliştirmek için manevi yönlerimizi güçlendirmemiz gerekiyor.

• Ben size hep diyorum ya, “hayatınıza hareket katın” diye, işte egzersiz yapma ya da en azından daha hareketli bir yaşam sürme de mutluluk düzeyini artıran etkinliklerden birisidir. Az ya da çok egzersiz yaptığınızda, beyinde dopamin ve endorfin gibi hormonların salgılanma düzeyi artırıyor. Bu hormonlar daha fazla salgılandığında mutluluk düzeyimiz de doğrudan artıyor. İşte yine size güzel bir haber daha; egzersiz sonucu meydana gelen mutluluk ve neşe hali, egzersizden bir gün sonra bile hâlâ devam ediyor. Yani Ayşe Tolga İyi Yaşam platformumuzda sizlerle paylaştığım içeriklerin neredeyse tamamında bulunan egzersizlere başlamak sizi “mutlu” edecek.

• “Hayat, kin tutmak için çok kısa” denir ya! Kinlerimiz, kızgınlıklarımız, affedemeyişimiz bizi mutsuz ediyor. Hayatta affedici olabilmek, mutlulukla doğrudan ilişkili bir durumdur. Evet, affedici olabilmek sizi mutlu edecek, ama işte bunu uygulamak belki biraz zor. Bu konuda yapılan çalışmalar, affedicilik düzeyi yüksek kişilerin daha mutlu olduğunu ortaya koyuyor. Kişilerin affedicilik düzeyinin nasıl yükseltilebileceğine dair bilim insanları pek çok çalışma yapıyorlar. Yapılan deneysel çalışmaların çoğunda da olumlu sonuçlar alınabiliyor. Demek ki affedicilik de öğrenilebilen bir durumdur.

• “İyilik yapan iyilik bulur” sözü kesinlikle çok doğrudur. İyilik yaparak, yardımsever bir yaklaşım sergileyerek ya da özgeci davranışlarda bulunarak mutluluk seviyemizi arttırabiliriz. İyilik yapma, hem kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlar hem sosyal ilişkilerini geliştirir hem de anlamlı ve iyi bir şey yapmış olmanın verdiği olumlu duyguları yaşamasına fırsat verir. Madem öyle o zaman gönüllü faaliyetlerde bulunma ya da çevresinde bulunan zor durumdaki, muhtaç durumdaki kişilere her türlü yardımda bulunma kesinlikle kişinin mutluluğunu artırıyor demek ki. O zaman şöyle bir etrafımıza bakalım ve bize ihtiyacı olanlara bir el uzatalım.

• Bize yapılan iyilikleri gözden kaçırmamak lazım. Zira minnettarlığın mutluluğu artırdığı pek çok deneysel çalışma ile tespit edilmiştir. Bu deneysel çalışmalardan birinde, bir grup katılımcıdan her gün uyumadan önce şükredebilecekleri beş şeyi düşünüp bulup yazmaları istenmiş. Bu şekilde geçen 1 aylık sürenin sonunda kişilerin mutluluklarında önemli oranda artış gözlenmiştir. Aslında herkesin hayatından teşekkür etmesi gereken, şükretmesi gereken küçük, büyük pek çok şey var. Minnettarlık, bireylerin günlük yaşamın kargaşası ve yoğunluğu içerisinde unuttukları, göz ardı ettikleri, aslında sahip oldukları iyi ve olumlu şeyleri hatırlamalarıdır. Ne kadar da basit değil mi, kim size yardım etti, kim iyilik yaptı, bir durun düşünün bakalım. Sadece minnettar olacağınız kişileri, olayları düşünün ve daha mutlu birisi olun.

• Mutluluğu etkileyen önemli bir faktör de yaşama anlam ve amaç yükleyebilme, yaşamak için bir sebep bulabilmedir. Herkes elbet bir gün ölecek. Bu durum kaçınılmaz. Zaten bir gün öleceğini bilerek yaşama devam eden tek canlı da insandır. Yani zaten bir gün terk edeceğin bu yaşama bir anlam bulabilme önemli bir psikolojik sorundur. “Ben niçin yaşıyorum?” sorusu insan açısından belki de cevap verilmesi en zor, ama en önemli sorulardan birisidir. Bu sorunun cevabı sonucunda oluşan amaç bulma ise kişinin yaşamında belli bir amacının olması, ulaşmaya çabaladığı bir şeylerin olması, kendisini bir şeylere adaması durumu ile ilgilidir. Kişinin yaşama dair amaçlar belirleme ve bu amaçları gerçekleştirmeye çalışması, mücadele etmesi onun daha dinç ve dinamik kalmasına yardımcı olacaktır. Bu da mutluluğun anahtarlarından birisidir.

• Son olarak geldik bir diğer mutluluk formülüne. Sevmek, evet sadece sevmek! Bir kişiyi, bir bebeği, bir köpeği ya da o günkü havayı sevmek kişiyi mutluluğa götüren bir yol gibidir. Birini ya da bir şeyleri sevdiğinizde zaten bir amacınız olacak, zaten kendinizi de seveceksiniz, zaten hayata daha bağlı ve nihayetinde daha mutlu bir kişi olacaksınız.
Tüm bunları toparlayalım derseniz, “mutluluk öğrenilebilir mi” sorusuna yanıt olması bakımından, mutluluğun yarısını aslında biz oluşturuyoruz. O zaman yarı mutluluğumuz bizim elimizde ve biz onu arttırmayı öğrenebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir