Öğrenme süreci: Her şeyin süreci

Öğrenme süreci: Her şeyin süreci

Yaptığımız her şey bir süreçtir. Hatta öğrenebilmeyi, yaratabilmeyi ve başarabilmeyi umduğumuz şey her ne ise içinden geçtiğimiz süreç (ilk ilhamdan keşif, yetiştirme, ilerleme, biriktirme, birleştirme, iyileştirme ve ifade etmeye kadar), ne yapmayı seçersek seçelim en nihayetinden aynıdır. Ve öğrenmek, onun merkezinde yer alır. Bu nedenle öğrenme süreci, her şeyin süreci bakımından örnek niteliğindedir.

Sürecin kendisine, özellikle sizin için ne anlama geldiğini ve sizin için neye benzediğini keşfetmeyi gerektiren öğrenme sürecine hakim olabilirseniz işte o zaman en sonunda özgürlüğe giden yolda ilerliyorsunuz demektir. Kim olduğunuzu ifade etmenin özgürlüğü, size ilham veren ya da tutkulu olduğunuz herhangi bir şeyde öğrenme ve beceri geliştirme yeteneğinize dayanır; bu da sonuçta hayatınızdaki özgürlükle sonuçlanır, çünkü her projenizi ya da tutkunuzu bu öğrenme ve yaratma becerinize dayalı olarak gerçekleştirebilirsiniz.

Bu, tüm insanlar için önemli olduğunu düşündüğüm ve benim için kim olduğum ve kendimi nasıl ifade edebileceğime dair bilmeceyi çözmeye çalışırken kendi çalışmamda çok önemli bir rol oynadığı için özellikle önemli olan, kendi kazandığım ve bilinçli olarak geliştirdiğim bilgi olduğundan dolayı zaman içerisinde derinlemesine ele alacağım konuya dair bir giriş niteliğindeydi. Bu nedenle, daha fazla uzatmadan size öğrenme sürecine, yani her şeyin sürecine ilişkin anlayışımı tanıtacağım.

Öğrenme süreci: Bilinmeyeni keşfetmek

Aslında öğrenmeyi umduğumuz neredeyse her sanat ya da disiplin, üstlenmek istediğimiz her proje halihazırda gelişmiş disiplinlerdir. Bunların her biri zaten belli bir sınıflandırmaya tabidir. Fiziğin, halihazırda temel bir bilgi biçimi ve külliyatı vardır; biyoloji ve kimya için de aynısı geçerlidir. Yoga disiplininde temel bir duruş seti, dövüş sanatlarında temel teknikler vardır. Müziğin, her birinin içinden bir şeyler öğrenmeyi seçebileceği sanatçılar ve yaratıcılar ile farklı tarzları varken diller ise ortak bir kelime haznesi ile dil bilgisi temeline sahiptir.

Bunların her biri zaten vardır, ancak bizden gizlenmişler. Bu nedenle öğrenme süreci, özellikle yeni bir şey yapmaya kalkıştığımızda, karanlık ve gölgede gizlenmiş devasa bir heykele yaklaşıyor gibiyizdir. Her disiplinin doğasında bulunan bilgi, beceri ve anlayış, bütünlüğüne yeni başlayanlar olarak ilk baştaki bilgisizliğimiz için bir metafordur.

Amacımız, bu disiplinlerden herhangi birinde ilerleme kaydetmek ve böylece bilginin sınırlarını zorlamaksa, o zaman belli bir dalı öncekinden daha fazla olacak şekilde bilinmeyene doğru araştırmak için nihayetinde tüm yapıya dair derin bir aşinalık duymalıyız. Ya da amacımız, yaratıcılık ve kendini ifade etme arzusu tarafından yönlendirilen sanatsal bir şeyler ise seçtiğimiz sanatın doğasında bulunan becerileri ve bilgiyi yine de geliştirmek, bunları doğal olarak içimizde birleştirmek ve bunları kendi eşsiz fikirlerimiz ile duygularımızı kendi tarzımızda ifade etmek için uygulamaya başlamak zorundayız.

O halde öğrenme süreci bu bilinmeyen büyük yapıyı araştırma, onun bilgi ve becerilerini içselleştirme yolculuğumuzdur; böylece kavramada ve beceride onun en yüksek dallarına ulaşabiliriz. İşte ancak o zaman muhtemelen yarattıklarımızda ifade edebilir ve bizi ilk başta oraya götüren gücü çalıştırabiliriz. Bu şeyi bilme arzusu o kadar bastırılamazdı ki kararlılığımızı, bu da yol boyunca ortaya çıkan her zorluğun üstesinden gelmemizi sağladı; bunu, tutkumuz ve bizi harekete geçiren bu amaç duygusu için yaptığımız gibi feda etti. Bu, öğrenme sürecinin hem sonu hem de başlangıcıdır ve bizi bu süreç boyunca taşıyan şeydir: Tutku ve bilinmeyeni keşfetme arzusu.

Öğrenme süreci: Parça parça öğrenmek

Öğrenme yolculuğumuza başlarken (bir şeyi bilmek, başarmak ya da yaratmak için yola çıkarken), farkındalığımızın ışığını bu devasa yapıya her seferinde küçük bir parça olarak yansıtırız. Her parça, bize bütüne dair biraz daha genişlemiş ve tam bir farkındalık sağlar.

Her disiplin o kadar uçsuz bucaksızdır ki hepsini aynı anda öğrenmek mümkün değildir. En iyi ihtimalle onun temel yapısı ve genel içeriği hakkında yüzeysel bir anlayışa sahip oluruz. Bunu ise yine derinlik olmadan gerçekleştiririz, çünkü derin bir anlayışın gelişmesi için gereken bilgi temeli olmadan bir disiplinin her bir parçasının inceliklerini (yöntem ya da fikir gibi) anlayamayız.

Çünkü bir disiplini zamanla parçalar halinde öğreniriz. Bir enstrümanda tek seferde tek bir şarkı öğrenirsiniz, bir dilde tek bir cümle öğrenirsiniz, bir konu hakkında bir alt başlık öğrenirsiniz, bir dans hareketi öğrenirsiniz ve sanatta bir teknik ya da bir eser öğrenirsiniz. Bu süreç gerçekten de aceleye getirilemez. Her parça, bilgi ve becerimize katkıda bulunurken aynı zamanda bütün anlayışımıza da katkıda bulunur. Bu, yalnızca iç yapı, biçim ve karşılıklı bağlantı olan birbiriyle ilişkili ve ilgili bilgi birikimi ile ortaya çıkmaya başlar. Bilgimiz, kritik bir aşamaya ulaştığında, tüm becerilerimiz birbirine bağlanmaya ve birbiriyle kaynaşmaya başladığında, işte burada kavrayış ile beceri gerçek anlamda artmaya başlar. Bu, birikimden çok daha fazla olan, derinleşmesi zaman alan ve içimizde yükselen, anlayışımızda ve becerimizde sıçramalar olarak kendiliğinden patlayan bilgi ve becerinin birleşimidir.

Bir şeyin iç yapısı, ancak yıllar içinde yavaş yavaş gerçekten anlaşılabilir. Buna gerçekten inanıyorum. Öğrenme sürecimi ve yeni şeyler öğrenebilme hızımı önemli ölçüde optimize ettim; ancak bunun, yıllarca süren özel uygulama ve deneyimlerin yerini alamayacağını açık bir şekilde gördüm. Aylar içinde gitar çalmayı “iyi” bir şekilde öğrenebilirsiniz, ancak Rory Gallagher veya Jimi Hendrix’in eserlerine birazcık yaklaşan herhangi bir şeyi gerçekten yaratmanız muhtemelen on yılınızı alacak. Adeta kendini bize açmadan önce sanatımıza veya disiplinimize olan bağlılığımızı kanıtlamamız gerekiyor.

Parçalar üzerinde günler veya haftalar içinde bir dereceye kadar ustalaşabiliriz, ancak asla bir disiplinin tümünde ustalaşamayız. Öğrenmenin ve öğrenme sürecinin gerçekte neyi gerektirdiğinin en büyük öğretmenlerinden biri olan dil öğrenme sürecimde, en çok ilerlemeyi bir cümle üzerimde çalışarak yaptım (şimdi yeni bir dil öğrendiğimde bunu başından itibaren yapıyorum ). Her cümle, sözcükleri bağlamsal olarak bir araya getirir; bu, her kelime için anlamlarındaki ince ayrıntıların gerçekten netleştiği tek yerdir. Her cümle aynı zamanda bir fikri ifade etmek, dil bilgisi ve fiil çekimini organik olarak öğretmek için genel bir yeni biçim sunar. Dil bilgisi ve kelime dağarcığı birlikte büyüdükçe (okuduğunu anlama ve dinlediğini anlama ile birlikte) kelimeleri cümle içinde birbirine bağlama becerimiz, ilk önce tereddüt ederek ve sonunda giderek daha karmaşık bir anlama dönüşen basit fikirler olarak gelişir; dil, harika bir bağlantı ve keşif sürecinde gelişmeye başlar.

Bu, öğrenme sürecidir. Öğrendiğimiz her yeni şey ile bütüne dair anlayışımız artar. Her parça, içimizde daha derin anlam (ve daha büyük beceri, yetenek ve anlayış) ortaya çıkmaya ve birleşmeye başlayana kadar bir yapboz gibi bağlantılı olduğu her şeye netlik kazandırır. Daha derin resme dair olan bu farkındalık, parçaların doğru yerlere yerleşmesine izin verir; bu da yalnızca öğrenme sürecinin hızını artırır, çünkü parçaların düzenlenmesi ile belirli bir zamanda alabileceğimiz parçalar artar.

Bu aynı zamanda hafızanın en iyi çalışma şeklidir. Bir şeyin her bir parçasını ezberlemenize gerek yok. Bir şeyin anlamını anlamamız gerekiyor. Ezberlemek, bana anlamadığımızı düşündürüyor. Değerleri ezberlemeniz gerekiyorsa o halde bunların nasıl türetildiklerini anlamazsınız. Veya bir şarkıda tek tek notaları ezberlemeniz gerekiyorsa, şarkının yapısını henüz anlamıyorsunuz demektir. Aynı şekilde, kelimeleri ezberlemeniz gerekiyorsa o halde ne anlama geldiklerini bilmiyorsunuz. “Aşk” kelimesinin ne anlama geldiğini ezberlemeye gerek yok. Bu kelime, bir kez hissedildiğinde unutulamayacak çok özel bir şeyi kastediyor.

Öğrenme süreci: Keşif ve macera

Öğrenme süreci, temel olarak keşif ve uygulama ile anlamın keşfedilmesi olduğundan dolayı en nihayetinde organik bir süreçtir. En sonunda bir şeyi gerçekten kavramamıza, derinlemesine anlamamıza izin verenin bu keşif süreci olduğuna inanıyorum. Bu nedenle yaratıcılık ve öğrenme sürecinin temel unsuru, keşfetmedir.

Keşfetmeye çalışıyoruz, bu ise kelimenin tam anlamıyla öğrenmedir: Bir zamanlar hakkında hiçbir fikrimiz olmayan bilgiye ulaşmak veya daha önce bilmediğimiz bir farkındalıkla sonuçlanan ve ortaya çıkan becerileri geliştirmek. Örneğin, müziğin içinizden akması veya bir danstaki harekette karmaşık bir şekilde süzülme deneyiminde olduğu gibi. Bu, doğası gereği en temel olarak keşiftir.

Ne kadar harika bir keyif ve macera! Sınavlar için deli gibi çalışmanın, ödevinizin başında kalmaya çalışmanın ya da bu bilginin bir aşamada neredeyse hiçbir gerçek anlamının kalmadığı, ölü ve cansız hale geldiği bir son teslim tarihine yetişmenin aptalca stresi değil. Öğrenme süreci bunun yerine özünde, derinlemesine ve bilinçsiz bir şekilde anlaşılana kadar bilinmeyeni yavaş yavaş ortaya çıkarma, güzel becerileri, bazı sanat eserlerini aydınlatma sürecidir. Her bir parça ile yeni bir şey keşfederiz ve her yeni keşif, diğer bilgilerle birlikte yerine oturur ve onu yeni bir ışık altında görürüz. Bu ise sonuç olarak beceride ya da bir şeye dair anlayışımızda küçük keşifler ve atılımlar ile sonuçlanır.

Bu küçük kavrayışlar, bağlantıların keşifleri ve açığa çıkan şeyler, emeğimizin meyveleridir. Bunlar, kendi başımıza elde ettiğimiz küçük keşiflerimizdir. Bu keşifler, disiplinin daha büyük olan düzeninde yeni bir şey olmasa da yine de gerçekten mütevazi, heyecan verici ve önemlidir. Burası, öğrenmedeki gerçek mutluluğun yattığı yerdir. Kendimiz bulduğumuz bir şeyi kavradığımız ve keşfettiğimiz yerdir. Fark ettiğimiz yerdir. Yol boyunca ortaya çıkan keşifler, yerli yerine oturan şeyler ve daha önce bizim göremediğimiz ancak bir anda kavradığımız şeyler veya vücudumuzla daha önce hiç yapamadığımız bir yetenek olarak karşımıza çıkar. Doğru disiplin ile düzenli olarak yaşayabileceğimiz bu ilerleme ve dönüşüm deneyimi kadar güzel olan çok az şey vardır.

Üzerinde çalışılabilecek her şey zaten birer sanat eseridir. Müzik? Neyin ifade edilebileceğinin ya da nasıl ifade edilebileceğinin sınırı olmayan geniş bir sonsuz potansiyel alanı, duygudur. İnsan vücudu? Öyle hünerli ve dahiyane bir sanat eseri ki şimdiye kadar yarattığımız her şeyin üstündedir. Doğa, fizik ve evren çalışmamız, bir anlamda zeka ve farkındalık çalışmalarını bu süreç boyunca kendimizi yükseltecek kadar iyi bir şekilde çalışmamız gibidir.

Öğrenmeye de böyle yaklaşmalıyız. Bir yandan, bir konuyu veya sanatı keşfediyoruz. Onun genişliğini ve daha önce hangi yollarla kullanıldığını, temel bilgilerini ve bu disiplini tanımlayan ve geliştiren yaratıcıların ve sanatçıların kimler olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca kişisel olarak rezonansa girdiğimiz tarz yaratan kişileri de keşfediyoruz. Ancak diğer bir yandan ise kendimiz, başkaları, doğa, gerçeklik veya evren hakkında derin temel gerçekleri öğreniyoruz. İşte öğrenme bunlar hakkındadır.

Önce bize ilham veren ve çalışmaları kalbimizde bir yankı uyandıran insanlardan öğreniriz. Ardından, kaçınılmaz bir şekilde, teknikleri ve fikirleri hızla içselleştirdikçe onların becerilerini, bilgilerini ve yaratımlarını taklit etmeye başlarız. Kendi fikirlerimiz ve tekniklerimizden bazıları oluşmaya başlayana kadar, sanatımızla ilgili yeni bilgilerle ilgileniriz. Öğrenme süreci ve pratiğimiz boyunca bunları açıklığa kavuşturur, geliştirir ve netleştiririz. İnanılmaz bir beceriyle ifade edilen, kanalize edilen duygunun delici ve jilet gibi keskin gücüne her zaman daha fazlasını ekler, birleştirir, çeşitlendirir ve sürekli olarak arındırırız.

Öğrenme süreci ile iç içe geçmek

Bu öğrenme süreci başlı başına bir sanattır ve herhangi bir şeyde başarıya ulaşmak istiyorsak, bu sürece dahil olmamız gerekir. Bu, ezberlemekle veya bilinçsiz bir şekilde bilgi almakla ilgili değil, anlamaya ve keşfetmeye çalışmakla ilgilidir. Aynı zamanda sanatımızda ve yaşamımızda kendimizi keşfetmeye, büyümeye ve ilerlemeye çalışmakla ilgilidir. Bu, öğrenme sürecinin özüdür.

Özellikle yaşamlarımızda baskı altında olduğumuz zaman kendi tutumlarımızdan ve öğrenme sürecine dair derinlemesine kökleşmiş olan yaklaşımlarımızdan yeteri kadar uzağa geri adım atmak gerçekten zordur. Çünkü bu aynı zamanda temel alışkanlıklarımızın sorgulanmasını gerektirir; hatta yaptığımız şeyin bizim için, onu yapma alışkanlığımıza inanmamızı sağladığı kadar değerli olup olmadığını sorgulayacak kadar ileri gideriz. Ancak bu soruları sormak, öğrenme sürecimizi iyileştirmek ve yanlış olan yerlerde yaklaşımımızı değiştirmek için zaman ayırmalıyız; çünkü bu, geçici olarak geriye doğru atılan bir adım olarak görünse bile uzun vadede sürekli büyümeye götüren tek yoldur. Çünkü geriye adım atmak, yanlış alışkanlıklarımızdan onları değiştirmek üzere geçici olarak vazgeçmek için gerekli olan şeydir; bunlar bizi düşüncesiz bir şekilde ileriye doğru iter, ancak sonuç olarak ilerlememizi engeller.

Öğrenme, bu keşif ve arıtma sürecidir. Aktif bir maceradır, sıkıcı bir görev değil. Ve deneyimin bizim için neye benzediğini belirleyen şey sadece öğrenme sürecine yaklaşımımız, ona dair anlayışımız ve onun içinde derin bir şekilde bağlanma seviyemizdir.

Sonuç olarak bundan nasıl zevk alacağımızı öğrenmemiz gerekiyor. Ancak bunun tadını çıkarmak için sil baştan geri dönüp sürecimizi anlamalıyız. Bu nedenle öğrenme sürecini anlamak aynı zamanda kendimizi keşfetmemizdir. Çünkü bilgiyi alır, birleştirir ve ustalaşırız; yine de en sonunda nihai hedef genellikle bir tür ifade, performans, yaratım veya ne kadar büyüdüğümüzü somutlaştırarak öğrendiğimiz ve keşfettiğimiz ve yol boyunca kendimiz hakkında öğrendiğimiz her şeyi kapsayan bir projedir.

Öğrenme ile öğrenme süreci sadece bilgiyi almak değil, onu anlamak, dünyayı olduğu gibi görmek ve sonra keşfettiklerimizin gerçeğini ifade etmekle ilgilidir. Bu bir süreçtir ve süreçler asla sona ermez; çünkü bu süreci tüm hayatımız boyunca iyileştirebiliriz. Yıllardır kendi öğrenme sürecimi ve yaratıcı sürecimi geliştiriyorum ve bunu hayatımın geri kalanında yapacağımı biliyorum; çünkü her zaman öğrenecek yeni şeyler buluyorum, yapıyorum ve keşfediyorum. Özellikle sanatta bu süre zarfından beri pratik yapıyorum.

O halde tamam olduğunu düşünüyorsanız, nasıl öğreneceğinizi bildiğinizi düşünüyorsanız bundan emin misiniz? Yoksa sadece yüzeyin altına bakmaya ve yolunuza çıkan, kabul etmemeyi tercih etmeyeceğiniz şeyleri ortadan kaldırmaya mı korkuyorsunuz? Bunu anlamanız için size meydan okuyorum; çünkü kendi sürecinizde yaptığınız her iyileştirme, kim olduğunuzun tam ifadesine dair bir başka özgürleşme aşamasıdır.

“Deneyebileceğimiz en güzel şey, gizemli olandır. Bu, tüm gerçek sanat ve bilimin kaynağıdır. Bu duyguya yabancı olan ve merakla huşu içinde duramayan bir kişi ölü gibidir; gözleri kapalıdır. Korkuyla birleşmiş olsa da hayatın gizemine dair anlayış, dinlerin doğmasına neden olmuştur. Bizim için ulaşılamaz olanı bilmek gerçekten mümkündür; kendisini, bizim kör yetilerimizin ancak en ilkel biçimlerde anlayabileceği en yüksek bilgelik ve en canlı güzellik olarak gösterir; bu bilgi, bu duygu gerçek dindarlığın merkezindedir.”

Albert Einstein

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir